Sunday, October 12, 2008
kendimle son 3 saat...
33'uncu haftanin icindeyim... ikizler erken gelir dusuncesiyle herkes eli kulaginda dogurmami beklerken ben devanasi boyutlarima ragmen erken filan dogurmak istemiyorum.... Normal sartlar altinda 2 Aralik gibi bir tarihim varken, doktorum da dahil herkes "uc hafta daha dayan, gerisini dusunme" diyor.... Biz ise Tuna ile her gece itinayla kuzularla konusup "bakmayin siz onlara, 6 haftadan once cikmayacaksiniz siz" diyip ileride kurmayi planladigimiz otoritemizin pratigini yapiyoruz...
Hatta aile arasinda benim erken dogum ihtimalim uzerine ettigimiz geyikler artik oyle boyutlara ulasti ki, abartip babamla iddiaya girdik; 38. haftaya kadar dayanirsam o oglusun "olmazsa olmaz" sunnet merasimlerini halledecek, yok dayanamazsam ben heresey sutliman olur olmaz onlari Ritz'de caya goturecegim... bilmiyorum hangimiz daha karli cikacagiz bu isten ama her Allah'in gunu ilk torunlarin heyecaniyla yanip tutusan anne babayla 1 saat telefonda konusursan konular bu boyutlara geliyor iste... Tuna ise hayretle halimizi uzaktan seyretmekle ve ucuz hatlar icin sukretmekle yetiniyor, konu hakkinda hic yorum yapmiyor!
Bu arada saka maka, kendi kendime gecirdigim son 3 saati yasiyorum su anda... Tuna Dilek anneleri havaalanindan almaya gitti, bizimkiler de 1 haftaya kadar dokulecekler yollara.... Bu demek oluyor ki, yarindan itibaren eglence basliyor... alisverisler, gelenler, gidenler, topluca yenilen yemekler, sonra da hayirlisi ile bebisler... gerisi artik kosturmaca, uykusuzluk, telase, kimbilir daha neler...
firsat bu firsat; ben de bu son uc saati gecirilebilecek en guzel sekilde gecirmek istiyorum... bahceye inecegim, her turlu kafein yasagini gozardi edip kendime bir sutlu kahve yapip maria callas esliginde icecegim... sindire sindire birkac sayfa kitap okuyup, icinde bebek/anne sagligi, cocuk arabasi gibi icerikler olmayan magazinlerden birinin sayfalarini cevirecegim....sonra biraz eski fotograflara bakip nostalji ile karisik icimdeki kucuk kizla vedalasarak cicegi burnunda anne adayi, yepyeni kadin Muge ile tanismak icin hazirlanacagim... kuzularla konusup, onlari simdiden ne cok sevdigimi anlatmaya calisacagim ama daha da ciddi dusuncelere dalmak niyetinde degilim... zira insan hamileligin 3. doneminde olacak ve olmasi muhtemel seyleri dusundukce dogurmaktan vazgecesi ve sonsuza dek hamile olarak yasayip onlari iceride tutarak korumanin yollarini arayasi geliyormus, bunu da son iki haftada anlamis oldum...
bu uc saatin artik bir dakikasini bile kaybetmek istemiyorum... ben bahceye iniyorum...
Wednesday, September 17, 2008
hazirliklar...hazirliklar....
Ikinci haftadan itibaren kafamin icindeki tilkiler birbirlerini kovalarken ben de bir sonraki 4 hafta icinde tasinmamiz gereken ev ile ilgili acentaya, bankaya, avukata gerekli motivasyonu vermeye baslamistim.... Motivasyon derken bunu adamlari her iki gunde bir telefonla taciz edip "bakin ben bi dogurursam hayatta tasinamam, sizin de alacaginiz uc kurusluk komisyon ortada kalir" seklinde tedirgin etmek olarak da algilayabiliriz... bu durumdan kimse memnun kalmadi tabii, ama en azindan ben benim tilkileri biraz sakinlestirmeyi becerebildim... bu esnada 28. hafta kontrollerimize gittik, kuzulari bir kez daha gorduk.. Oglani ilk ultrasondan beri buyuk dayisina benzetiyorum... oyle butun ultrasonlarda agzi acik uyukluyor tosun oglum benim; tipki universite hayati boyunca erken uyanmamak icin 10.00'dan once ders almayan Murat dayisi gibi. Bu sefer de yine ayni pozisyonda uyukluyordu oglan kuzu... cok uslu olacak gorun bakin suraya yaziyorum. Ote yandan kiz kuzunun dudaklarinin da pek bir guzel oldugunu kesfettik bu sefer.... boyle incecik, kibar mi kibar... kizim ne kadar uslu olacak emin degilim ama, maasallah durdugu yerden boyuna posuna bakmadan ne tekmeler atiyor... sevdik ikisini de icimizden, dua ettik yine, Allah ikinizi de korusun dedik. Acaba eve bi ultrason aleti alsak kaca patlar diye dusunmeden edemedik yine her doktor cikisinda oldugu gibi...
Ucuncu haftamda, ki 30. haftaya girmekteydim, artik yavas yavas bir "hastane cantasi" hazirlamam gerektigi konusunda es dost ve aile fertlerinden turlu uyarilar aldim... Eh, hazirlayalim bari dedim, oturup bir liste yaptim... yaptigim listenin ilk uc maddesi, tarak, sampuan ve cd player idi... sanki bu ucu olmazsa hayatta doguramazmisim gibi geldi bana o an.....sonra da dusundum dusundum, baska birsey bulamadim... zaten "hastane cikisi" olarak adlandirdigimiz bu bilmemkac parca kiyafet takimlarini annem getirecekti, onun disinda benden baska herkes habire bizim kuzulara kazak, hirka ormekte, organic pamuktan body'ler almaktaydi, oyleyse benim baska hicbirseye ihtiyacim olamazdi... haa, en kotu ihtimal yoldan giderken de bir paket bez alirdik, kapidan cikmadan da ben cantaya kendim icin bir gecelik atardim, olur biterdi...
derken, iki canimin ici arkadas sagolsun konuya el atti... birisi oturup bana bi liste yapti, digeri de kaptigi gibi en yakin mothercare'e goturdu aklim basima gelsin diye... Aklim basima bir geldi ki sormayin gitsin...simdiki listenin sonu gelmiyor da gelmiyor... biberonlar, sterlize aletleri, banyo setleri, araba koltuklari, gogus pompalari...Hepsinde de tek bir marka olsa neyse, onlarca marka, onlarca cesit... bugun karar verdim, kendimize bir excel spreadsheet yapiyor ve hepsini bir arada gorebilecegimiz ve karar verebilecegimiz bir platform yaratiyorum... yoksa kafayi yememek isten degil...
Ote yandan gece uykulari diye bir luks artik benim icin yok... oyle ki, kafami yastiga koyar koymaz butun sikayetlerim ayni anda tepiyor... restless leg syndrome denilen bir meret var ki ozellikle, yakami birakmiyor. Gece boluk porcuk uyuyunca da gun icinde zombi gibi dolasiyorum etrafta... tek sevindigim sabah uyaninca ise gitmek zorunda olmamak...
butun bunlara ragmen, heyecanliyim, mutluyum...cok huzurlu oldugum soylenemez karakterimin arazlarindan oturu belki, ama en basitinden "acaba niye hareket etmiyorlar?" diye dusundugum her an sanki beni anliyorlarmis gibi icimde pitir pitir oynasip "buradayiz annecigim" diyen bu iki kuzu oldugu surece hayatta onlardan ve tunadan baska hicbirseye ihtiyacim yokmus gibi dusunuyorum...
Sunday, August 24, 2008

Benim her isim boyledir zaten... her is bir arada olmalidir, kargasa olmalidir, aylar oncesinden dusunmeye baslamaliyimdir, sonra panik olup strese girmeliyimdir, hemen akabinde ben Tuna'yi zamanindan once sorulan gereksiz sorularla, Tuna beni her soruma sukunetle ve kaygisizlikla verdigi "dur bakalim!!" cevaplariyla daha cok sinir etmelidir, sonra ciksin ortaya ajandalar, listeler, uzun dusunmeler, gece yarisi uyanip yapilan hesaplar, vs... vs...
Eh be guzel kardesim (yani ben!) .... Kalmis surada dogumuna nerden baksan 10 - 12 hafta...ne diye durup dururken "biz buraya hayatta sigmayiz" diyip tasinmaya kalkarsin... Neymis, anneler babalar gelince nerede kalacaklarmis... Sana ne!! Sanaa neee!!??!! Sen yatip dogurmana bak, herkes basinin caresine baksin... Artik komsuda mi kalirlar, otelde mi kalirlar... Nedir yani ne kadar zor olabilir?? Hem 1 degil 2 adet yavru yolda... yaptin mi bakiyim en ufak bi hazirlik?? yakin zaman kadar "hastane cikisi" diye birsey duyunca aklina "hastaneden cikarken doldurulan formlar" gelmiyor muydu?? kaldi ki neredeyse 7 aylik oldun, hani bu cocuklarin isimleri? senin su aralar bu tarz "huzurlu" islerle ugrasman gerek miyor muydu??
Ama yook... hastane secimini bile "acaba anneler kantindeki yemegi sever mi" boyutunda sorgulayan, olmadi civardaki "turk damak tadina uygun" lokantalari bir bir not edip kocasina hatirlatan bir insanim ben... bu "herkes rahat olsun" takintisi sanki buyuk marifetmis gibi bana da gecmis... annem de boyleydi, teyzem de boyleydi, ben de de ayni hizda devam.. sonuc da ortada iste!! her hamile insan " bebek odasi" dusunurken ben " anneanne babanne odasi" dusunurum... icinden cikamayinca da boyle son iki ayda ev tasimaya kalkarim...oh olsun bana bu stres, telase..
Simdi son durum su: Bu memlekette mortgage'dir, survey'dir, sudur budur islerinin minimum 28 gun surdugunu dusunup, sonra tasinma telasisyle filan olayi birlestirirsek biz "en en iyi" ihtimalle 7-8 haftada tasinmis olabiliriz... Bu durumda tabii zaten su anda bile 8 aylik gibi gorunen ben artik hangi boyutlarda olurum bilemiyorum :)) tek bildigim sey kuzular icin streslenmem, sakin olmam, dogum oncesi kurs mudur, bebek alisverisi midir, artik ne gerekirse onlari da yapiyor olmam ve de tavsiye uzerine bol bol uyumam gereklidir.... neyse ki Tuna becerikli bir insan, Dilek anneler de her an atlayip gelmeye hazir boylelikle icim rahat...gibi... ?!?
boyleyken boyle...
Monday, August 04, 2008

Anne olma ihtimalimin giderek kuvvetlendigi su son 23 haftada dusunuyorum... Dusundukce baska dusunecek seyler geliyor aklima, bu sefer de iclerinden hangisini daha fazla dusunmem gerektigini dusunuyorum...
Sonra diyorum ki: anladik - bu dusunme ile karisik endise durumlari bende genetik... Geciremeyeceksem belki de mucadele yollarini arayayim. Hani sivri sineklerden kurtaramadigin bir balkonda otururken elindeki ilaclari kollara bacaklara boca edersin ya gelip de issirmasinlar ha bire diye - o sekil iste. Var midir acaba gereksiz dusunceler gelip issirmasin diye kafaya surulecek bir ilac?
Halbuki istiyorum ki, soyle Mamma Mia'daki gibi bir anne olayim. Boyle kocaman bir jipim olsun, guzel sesim olsun, devamli sarki soyleyerek dans ederek buyuteyim cocuklarimi... Alisveris listelerim, ajandam olmasin, cantamin icinden dusunduklerimi kacirmadan yazmak icin kalem cikmadiginda sinir krizi gecirmeyeyim... Sonra "kasim gibi dogursam, Ocak'ta spora baslasam, Nisan gibi dadi/bakici sorunsalina care bulsam, Ekim gibi ise geri donsem" seklinde ultra gereksiz planlar yapmasam...
Hatta oldu olacak, mumkunse deniz kenarinda olsak... Yavrularin altinda non-bio deterjanlarla yikanmis pamuklu camasirlar yerine mayo olsa, hadi deyince atlayip denize girebilmeleri icin. Ben ise asla onlar hadi deyince atlayip denize girdiklerinde endise etmesem... "Bak bak oglan gozden kayboldu, nerede bu sipa" deyip arkasindan aglamakli bakmasam, 30kusur yasinda koskoca adam Tuna bile azicik uzaklassa arkasindan baktigim gibi... Hatta sahilden denizin icindeki cocuklarina "Ahmeeeett, Ayseeee acilmayin bakiyiim o kadar donun cabuk bak aksam babaniza soylerim" seklinde bagiran kadinlardan hicc olmasammm..Brrrr...
Yapamiyorum, mumkun degil beceremiyorum...
Halbuki tadini cikartmak istiyorum... Yavas yavas hazirlanmak, herseyi zamani geldiginde dusunmek, onceden hicbirseye endise etmek istemiyorum...
Ama sanirim bir kadinin anne olmasi demek, hayatinin geri kalan kisminda hep endise edecegi, dert edecegi, dusunecegi birseylerinin olmasi demek. Tek bir insan olmak hamile kalmakla birlikte tarih oldu sanirim benim icin de... bunu kabullenmem gerek.
Yine de birkac neseli sarki ogrenmenin zamani geldi de geciyor artik...
1 Eylul'de bir senelik annelik iznime ayriliyorum... O tarihten itibaren cok daha fazla yazmak ve daha az dusunmek umidiyle..
Saturday, June 21, 2008
bizden
Ote yandan sabirsiz, takatsiz, enerjisiz bir insan oldum ciktim. Iste nasil idare ediyorum, ya da nasil insanlar beni idare ediyorlar hala anlamis degilim, nitekim evde bir cadi kesiliyorum. Allah da benden aldigi enerji ve sabri Tunaya vermis gibi son gunlerde, tahtalara vuralim, adam adam degil koca bir melek.. Bu kadar anlayisi haketmiyorum diyip vicdan azabi yapasim var arada, ama ona bile takatim yok inanir misiniz? Gecen gun en son ayni anda iki ayri gereksiz nedenden ortaligi birbirine katmama ragmen hala karsimda guler yuzlu, iyilik timsali bir insan gorunce artik verdigim rahatsizliktan dolayi ozur dilemek zorunda kaldim, ve tekrar anlayisla karsilandim. Ben yapamazdim sahsen, tebrik ediyor basarilarinin devamini diliyorum.
Kuzularla iletisimimize de devam ediyoruz. Ben hareketlerini hissettigimi dusunsem de Tuna "yok yok, senin miden gurulduyordur" diyip hevesimi kursagimda birakiyor... Kendisi hissedemiyor ya, kiskaniyor diyorum, ama yine de emin olamiyorum! Birisi bana sunu daha net bi aciklasa... Boyle pit pit icinde kucuk balonlar patliyor gibi mi oluyor bu hareket dedikleri?
Ultrasound verilerine gore kiz olanin kafasi ile erkek olanin ayaklari yanyana duruyormus... Erkek olan tekme attikca kizin kafasina kafasina indiriyor diye endise ediyorum, yapma evladim diyorum, umarim dinliyordur...
Bir de isim mevzusu var. Annem 7 aydan once isim dusunmeyi yasakladi, tedbiri ve vehimi elden birakmayalim dusuncesiyle. Ancak gecen gunlerde Tuna bir adet zimba almaya gidip 25 dakikayi iki zimba arasinda karar vermekte harcayinca belki de biz bir istisna yapip simdiden dusunmeye baslasak iyi olur diye dusunduk.... bazi konularda yavasiz sanirim :)
Son olarak da dua ediyorum... dua ediyorum ve yine dua ediyorum... bi de arada bir geceleri yatmadan sut iciyorum... Elimden de baska birsey gelmiyor... Isten erken cikmayi da basarabilsem kendimle gurur duyacagim, artik bu da yeni bir hedef olsun...
Haberler boyle... cok daha icerikli konulardan yazacaktim ama ben bi enerjimi toplayip geri gelene kadar bu da bizden kisa bir guncelleme olsun dedim ...
Sunday, May 18, 2008
Diyorum ya, hersey boyle bir seferde hem de iki kati guzellikte olmazdi bana... taa ki siz meleklerim, omuzlarima konana kadar... siz geldiniz, kondunuz hayatlarimiza... hersey duruldu birden, hayat sanki bambaska bir sekil aldi... daha onceki hicbir kaygi, hicbir uzuntunun anlami kalmadi...
dagarcigimdaki hicbir kelime tam olarak ne hissettigimi ifade edemiyor... korkuyorum, seviniyorum, inanamiyorum, biraz daha seviniyorum, hayal ediyorum, umutlaniyorum, sonra daha cok seviniyorum, sonra heyecan, endise, biraz daha sevinme...boylelikle tum hisler kendi siralarinda hizla, bazen da ayni anda kalbimden beynimden geciyor ve ben hicbir sekilde onlara hakim olamiyorum. yine de ofiste kosturup tum olanlari unutmusken tuvalete yolum dusuyor, gobegimi gorup hala basima gelenlere inanamiyorum... ne yapacagimi bilemiyorum.
tek bildigim sizin dunyanin en uslu iki melegi oldugunuz... oyle uslusunuz ki, iki tane olmaniza ragmen bir gun olsun annenize tek bir zorluk cikartmadiniz... ne sabah halsizligi, ne mide bulantisi, hicbirini yasamadim sayenizde, kosa kosa ise gittim her sabah, yolda ucumuz konusa konusa, tesekkur ettim size hep, siz bu kadar akilli oldunuz diye...
bir de en bastan beri sozumu dinlediniz, birbirinize sahip ciktiniz... ben hep dedim size, bizde herkes kardesini sever, korur, kollar, hic birakmaz, siz de birbirinize sahip cikin diye... hani ufaklik, sen biraz daha kucuktun ya ilk baslarda kardesinden... iste kardesin de senin elinden tuttu, hicbir yere gondermedi... "gel kardesim, gitme, bu insanlar iyiye benziyor, birlikte buyuyelim" dedi... yediklerimin cogunu sana verdi, sen daha iyi beslen diye... sonra bak ne guzel, simdi ikiniz de hala orada ve ayni boydasiniz... iyi anlasiyor musunuz aranizda bilmem ama bir yol bulacaksiniz artik cikana kadar, bir sure idare ediverin icerisi azicik sikisk olsa da...
devamli konusuyoruz sizle aksamlari...babanizla sarki soyluyoruz size arada... gitmeyin diyoruz, bizi hic birakmayin diyoruz... ben bildigim butun dualari okuyorum devamli, babaniza da bilmediklerini ezberletiyoruz - ileride lazim olur... sanki simdiden aile olduk, siz hep vardiniz, bizimleydiniz sanki... halbuki sadece 3 ay bitmis, ve daha ne cok var...
boyle iste kuzularim... ne desem az size... ne yazsam, ne kadar sukretsem az...en iyisi biz kendi aramizda konusmaya devam edelim... daha yolumuz uzun sayilir.
Wednesday, March 19, 2008
SONG OF THE MONTH
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
You held up a stage coach in the rain
And I'm doing the same
Saw you're hanging from a tree
And I made believe it was me
I'm sticking with you
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
People going to the stratosphere
Soldiers fighting with the cong?
But with you by my side I can do anything
When we swing
We hang past right or wrong
I'll do anything for you
Anything you want me too
I'll do anything for you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
http://www.youtube.com/watch?v=hmTe27hirog&feature=related
Sunday, February 24, 2008

Alternatifini dusunursen, yaslanmak yine de iyidir diye bir ozlu soz okumustum bir yerlerde... 30 yilimi aldi 30 yasina girme ihtimalimi kabullenmek, bundan sonrasi daha kolay gececek umarim.
bol masajli, rahat ve huzurlu bir yil diliyorum kendime... bir baska sey daha diliyorum ama bu konuda son soz elbette ki ve her zamanki gibi Allah'in...bekliyorum...
Thursday, February 21, 2008
hava durumu

ama guzel olmaz miydi simdi.... soyle bir kar yagsa, oyle cok yagsa ki disari bakinca gozlerimi alsa... sokaklar, caddeler kapansa, hicbirimiz kapidan disari adimini atamasa! Cocuklar bagira cagira okula, buyukler de gizlice sessizce ise gidemiyoruz diye havalara ucsa... Bunun ustune caylar koyulsa, soyle uzun bir kahvalti baslasa en tembelinden... babam diyorum mesela, hani o karli sabahta kirdigi gibi yumurta kirsa sari sahanina.. ardindan tum yapilmis planlar aksasa, mecburiyetten..telefonlar acilsa, "yaa maalesef, hava malum" dense kapanasa... kollar bacaklar hala sicak olan pijamalarin, ayaklar terliklerin icine giriverse yeniden, tam da bunye kapidan cikmaya hazirken... Su evi de isitamadik bi turlu dese evin annesi, kombiyi iki derece daha arttirsa... Allah'in, bu kadar calismis yorulmus kullarina mukafat olarak verdigi belesten bir gun olsa... biz heder olmus insanciklar soyle azicik kendimizi toplayip, hayatlarimizin bataryalarimizi doldurana kadar su kar bir yagsa, bir daha hic kalkmasa...
diyor, hemen ardindan turkiyedeki son hava sartlari yuzunden uzunyayla civarinda bir otobusun icinde 40 saat mahsur kalmis kardesimi de anmadan gecemiyorum... bu kar kis hep de boyle guzel gelmiyor bazen ya, neyse bana hayali yeter zaten..
Sunday, December 09, 2007

yaban sobelemis beni, cok heyecanlandim ...blog hayatimin ilk sobesi...
denizlere dalar gibi daldim icime kendimle ilgili 7 gercegi dusunmeye koyuldum... insan kendiyle ilgili saptamalar yaparken ne kadar da ciddilesiyor birden. Halbuki zaman zaman baska insanlarin bizi kendimizin tanidigindan daha iyi tanidigini dusunurum ben. Size de garip gelmez mi, hergun yuzunuzu aynada gormenize, tum huylarinizin, davranislarinizin eksiksiz farkinda olmaniza, ellerinizi, yuzunuzu, butun bedeninizi avcunuzun ici kadar bilmenize ragmen, tek bir mimiginizi bile butun gun karsinizda oturan is arkadasiniz gibi bilmenize imkan yoktur mesela.. cunku tum gun sizi goren karsinizdakidir... dusunceliyken kaslarinizi mi kaldirirsiniz, dudaklarinizi mi kemirirsiniz o bilir... birsey icerken, email yazarken, hizli hizli konusurken bakislariniz nasildir o bilir... ya da esiniz, sevgiliniz... sizinle ilgili sizin goremeyeceginiz seyleri gorur, farkedemeyeciklerinizi bilir ve belki de sizi bunlar icin sevmektedir... bir insanin kendiyle ilgili bu tarz kucuk gerceklerden yoksun olmasi aslinda ne buyuk bir eksiklik.
oyleyse kucuk gercekleri bi kenara birakip buyuk gerceklerden bahsedelim biz de... ben kimim nereye gidiyorum, varolusumun amaci turu sorgulamalari hizla geride biraktigim su yillarda kendimle ilgili pek cok gercegin dogruluklarindan artik tamamen eminim, bazilarini da halen kontrol etmekteyim:
iste emin olduklarim:
1- deadline insaniyim... (su kelimenin birebir turkcesini bulan kisinin gelip bizzat gozlerinden opecegim) Yaptigim her iste ne zaman ne yapiyor olacagimi bilmeliyim yoksa gozume uyku girmez... bi de tarihlere takmisligim vardir... mesela bir konuda bir karara varmissam su gune kadar uygulamam gerekir... en sevdigim soru "ne zaman" dir... kontrol mekanizmamin gerektiginden cok calistigini soylemisti zamaninda birisi, ve degistirmem icin de cok yardimci olmaya calismisti ama bence dogrusu bu - yoksa insan kayboluyor. Ya da dis etkenlere gore ilerlemek bazen insani yavaslatiyor. Kendi ivmeni katmalisin bence her ise ve azicik ucundan durtmelisin hayati ki ilerlesin.
2- kendime cok kolay acirim, cok kolay umitsizlige kapilirim ama sonunda yukarida bahsettigim kurtlanma durumu ve plan programlama azmimle ustunden gelemeyecegim dert olmadigina kendimi ikna ederim...bir de herseyin sonuna "hayirlisi olsun", " saglik olsun" filan gibi bir temenni koyarim niyeyse, cok eski usul olsa da kendimi tutamam..
3- yakin bir arkadasim bir gun hararetle ona bir derdimi anlatirken cok "drama queen" oldugumu soylemisti... o gun bu gundur ne zaman birine derdimi anlatsam sanki vakitlerini aliyormusum gibi hissederim.. yine de bazilarinin yaninda cenem durmaz..
3- bazen "iyi insan" olmayi mecburiyet olarak goruyorum ve insanlar beni sevsin diye iyi olmaya calistigimi dusunuyorum - yoksa zaten oyle oldugumdan filan degil... Zaman zaman kotu, cok ama cok kotu olmak istiyorum ama kimse artik beni sevmez diye cesaret edemiyorum.
5- hayatim boyunca hep karizmatik ve cok dolu bir insan olmak istedim, boyle hafif gizemli, kendine cok guvenen ve cok basarili... su ana kadar basarbilmis degilim.
6- 24-28 yas arasi hayatimda en cok istedigim sey anne olmakti... Ne is, ne kariyer, ne gelecegim hicbirsey umurumda degildi...simdi sadece artik anne olmam gerektigini dusunuyorum ama baska seyler daha cok umurumda.. gercekten biyolojik saat diye birsey var anlasilan ama bu sefer de hirs yaptim (bkz: madde 1 ve 2)! hadi bakalim...
7- erken evlendigimi dusunuyorum... tuna'yi bir odaya kilitleyip 5 sene daha bekar kalmaliydim halbuki...
bitti bile... 7 oldu iste, benle ilgili 7 gercek...insan dusununce aklina neler geliyor... simdi de benim birilerini sobelemem gerekiyor degil mi?? ne yapsam ki? dusuneyim...
Wednesday, December 05, 2007

gunlerdir hasta olanlara hapsurup burnunu cekenlere bakarak "bu insanlar da ne cabuk hastalaniyor caniim" diyip ortalikta bagri acik dolasiyordum ki grip geldi tam alnimin ortasindan vurdu beni. Surune surune gittigim ofisten neredeyse kovalayarak geri gonderdiler, iyilesmeden gelme dediler... Trene bindim tekrar surune surune. Anladim ki kis aylarinda sabahlari yuzlerce insani ise goturen trenler oglene dogru da oksuren tiksiran yari baygin onlarcasini geri evine getiriyor... hepimiz sirayla oksure, hapsura, yolumuza devam ettik...eve geldim, su isittim.... aysegul aldinc'in "birdenbire cikiverip gel" diye baslayan bi sarkisi vardi hani, sobada mavi caydanlikla cay demlerdi kadin sevgilisine... ondan esinlenerek zamaninda bir mavi caydanlik almistim... onunla koyu sekerli bir cay yaptim kendime... bu cay nelere kadir Allahim insani nasil da birden ev moduna sokuyor, kedi gibi yapiyor, kivrilip girdigin battaniye alti birden annenin kucagina donusuveriyor.... Bu sebeptendir ki hic cay icmem ben ofiste... Kahve icilmelidir orada uyanik olunmalidir - cay eve layik bir olaydir, ofis ortaminda kirletilmemelidir....
sonra koydum kafayi bir uyudum... bir uyudum.. iyi ki ben grip oldum...
Monday, November 05, 2007
yeni hayat

Bu vesileyle en azindan hayatim boyunca unutmayacagim tek bir cumle ogrenmis olmayi bile kar sayarak Woolf okumayi emekliligime kadar ertelemis bulunuyorum. ya da ...ya da...soyle dagin basinda bir yerde; ruzgar estikce cift cam olmayan pencereleri titreyen, kosesinde bir sominesi, pencerelerinin birinden mutlulukla batan bir gunesiyle bana ait bir odam olana kadar en azindan...bu dag basindaki oda hayali artik aylarca oyalar beni.

iste boylece, virgina woolf takintimdan kurtulup defalarca baslayip yarim biraktigim kitaplarinin arasina saklanmis bir firsati nihayet buldum da , bir orhan pamuk sever olarak hala okuyamamis olmaktan esef duydugum Yeni Hayat'a baslayabildim... Yeni Hayat ile birlikte kendi yeni hayatimin da farkina varmam uzun surmedi.
Ilk birkac sayfadan itibaren yer yer Kar'a cok benzettigim bu kitabi sevmeyeni gordum, baslayip yarim birakani hatta birkac sayfa sonra sikilani bile gordum, ama benimkisi gibi acikli bir yaklasimi ne gordum ne isittim... kitap artik o kadar meshur ki, giris yapmaya bile gerek yok belki- malum; bir grup genc bir kitap okuyor ve hayatlari degisiyor. Degisiyor degismesine de... kitabin bazi parcalari bana oyle surreal geliyor ki, aslinda beni huzursuz edenin bu surrealism mi yoksa kendime bile ait olmayan bir hayal dunyasina tahammulsuzugum mu karar veremiyorum son bir haftadir. Ben boyle bir insan degildim halbuki, gunlerdir apartman onunde oturan, gelene gecene vidividi soylenip dururken bir yandan da fasulye ayiklayan teyzeler gibiyim resmen... kitabin ilk baslarinda annesini birakip kendini yollara vuran cocugun sorumsuzluguna soylendim mesela oncelikle, "ne olacak simdi bu cocugun veremedigi derslerine, halbuki ne de guzel okuyordu" dedim... Sonra o muhtesem otobus kazasi anlatimlarinda, bir insan nasil hic yasamadigi bir sahneyi sadece kelimelerle bu kadar guzel anlatabilir diye aklimdan gecirsem de, hemen ardindan "neyse bari bu sipanin akli basina gelse de kalkip gitse evine" diye icin icin dua ettim...hele o canan miymintisi "yeni hayati ariyorum" zirvasiyla caanim cocugu oradan oraya suruklemedi mi, soyle kitabin icine girip ikisini de kolundan tutup evire cevire dovesim geldi.
Simdi kitabin ortalarindayken Dr. Nadir'den medet umar haldeyim...bari bu adam akli basinda ciksa da bizim oglanin annesini arayip " gel kardesim, al oglunu saga salim" dese vallahi icime su serpilecek... lakin ne var ki o da pek tekin pabuc degil gibi..
Sozun kisasi, ben ne ara boyle "adam sen de, bu ne sacma sey, olacak is mi?" diye her hikayeden huylanir hale geldim, ne ara roman kahramanlarini bile inandirici olmamakla , efendi uslu davranmamakla suclar oldum bilemiyorum ama bu bir isaret ki ben yaslaniyorum...
bunu gunun birinde Orhan Pamuk'tan ogrenecegimi tahmin etmezdim ancak hic farkina varamamaktan iyidir... sagolasin orhan abi...
bu arada; orhan abicim gecenlerde bi sohbete geldi buralara, biz de kalktik gittik... soyle kendi halinde, basi onunde miril miril mirildanan, koca gozluklerinin ardinda dunya umurunda olmayan, mumkun oldugunca kendi anadilinde konusan (sanki bi salon dolusu ingilize niye turkce konusacaksa?) bir adam beklerken ben, sakaci, guler yuzlu, espirili, hazircevap ve son derece kendine guvenen bir yazarla karsilastim ve ne yalan soyleyeyim biraz hayal kirikligina ugradim? halbuki ben yazan adamin kor kutuk melankoligini severdim...soyle azicik sevdali bakanini.. oyle her soruya verilecek onceden calisilmis cevabi olmayanini... ve hatta mumkunse hic espiri yapmayanini... tabii ki turlu cesitli politik sorular soruldu, nasil etsek de bu adami oyuna getirsek, soyle agzindan soylememesi gereken laflar alsak niyetiyle planlanmis sozler alindi arka siralardan... neyse ki hicbir spekulasyona yer birakmadan sorular cevaplandi, kotu niyetli dinleyiciler bastan savildi... belli ki orhan abi senelerdir yazmak kadar alistigi bu konusmak isinde de ustalasmisti... kendisine daha az politik daha cok yazmali uzun seneler diliyoruz... ayrica "Orhan abicigim bize de bekleriz, kendi ellerimle borek acarim size, bi de yanina cay demlerim, cikin cikin gelin" demeyi de ihmal etmiyoruz... buralara kadar gelmisken bakarsiniz bize de gelir ...
Friday, June 15, 2007
kisa maruzatlar

1-"oyle yogunum ki yemek yemeyi unutuyorum gun icinde" diyen insanlara "yaa, vah vah" der ama hic de inanmazdim.. bu da "deli gibi rejim yapiyorum ama kendimden bile sakliyorum'' un 21. yuzyil versiyonu diye gecirirdim icimden...meger haksizmisim... meger "deli gibi calismak" diye, oglen yemegini unutmak diye birsey varmis.. daha once haklarinda atip tuttuklarimdan ozur diliyorum...
2- saglam dostluklarda "iliskiyi korumak"nin onemini anladim...birisi ihmal edince digeri bir tarafindan tutmali dostlugun. oglen yemeklerini unuturcasina calisirken ve hickimseyi gozu mgormezken, "emaillerime niye cevap vermiyorsun" diye soranim, ya da sadece "bi turkiye planini sorayim diye ariyorum" diyenim ve butun bunlari yaparken de asla sitem etmeyenlerim oldukca, benim dostluklarima birsey olmaz!
3- Su yukarida gorulen elbise su anda dolabimda asili, ve yani ne yalan soyleyeyim cok da guzel oldu, ama konyada yapilacak bir nisanda assolisti gibi durmamak icin ikinci kez gozden geciriyorum bu kararimi... bilmiyorum...dusunuyorum...fikirlere acigim..
4- Tunayi bizim arabayi satip bir mini almaya ikna etmek istiyorum... artik bir Ingiliz ehliyetim var cunku :)
5- Is icin sikca gorustugum birisi lise arkadasim cikti...hatta annesi de annemin lise arkadasiydi..dunya kucuk!6- Alisveris yapmaktan ve aldiklarimdan sikilmaktan gina geldi... bir insan nasil son dort haftasonunu alisveriste gecirir ve hala giyecek birseyi olmaz anlamiyorum...
7- Cok daginik ve pasakli bi kadin oldum ben. Bir ilan sitesinden Turk temizlikci kadin bulabilmek icin "Turkish Cleaner" diye arama yaptim: "Naked HULK Cleans your house" ilani cikti..Yapili bi abimiz evlere gidip ciplak halde temizlik yapiyormus...temizligin otesinde baska seyler de yapiyordur diye tahmin ediyorum gerci ben ama simdi gunahini almayayim ...daha da otesi yari turk yari italyan'mis... daha ne olsun! Tuna'ya sordum; acaba cagirip "abicim sen gel ama zahmet edip soyunma, giyinik temizle bizim evi" desek de gelip su evimizi bi yoluna soksa dedim..."oldu guzelim!" dedi...
8- Canim Ozlem'in ve esi Engin'in bir Derin'i olmus.. Allah anali babali buyutsun, yarin arayip tebrik edicem... ote yandan bir guzel isim de boylelikle alinmis oldu...ne koyacaz biz cocugumuza isim yaaa...
9- Ehliyet aldim demistim ya yukarida... babama soyledim... " Sana o ehliyeti verenin aklina edeyim! " dedi.. cok motive oldugumu soyleyebilirim! ote yandan murat da sadece 4 minor hata yaptigimi duyunca, "o zaman turkiyede hayatta kullanamazsin, bizim buralarda 20 major hatadan az yapana ehliyet vermiyorlar" dedi.. bu da dogru bir tespit tabii.. halbuki bilmiyorlar ki bati avrupanin en saglam 3 lu donus yapaniyim :)
simdilik boyle benden haberler... daha ne olsun dimi ama :)
Monday, April 02, 2007
Bruge'den...
Nereye gittigini bilmedigim bir yola koydu Tuna beni...az gittik uz gittik...dere tepe duz gittik..
Sonra kendimizi once Azalea Otelinde...
sonra da burada bulduk.
Durmayan yagmura ve acmamis agaclara ragmen gozaliciydi Bruge...
Tozlu bir rafta baharin gelmesiyle anlatilmayi bekleyen bir masal kitabi gibiydi.
aksamlari, hele bir de biraz daha az insan olsa ortalikta, yuzyillardan beri calan canlarin sesiyle insan kendini ruyada sanirdi
Tutmadik daha fazla kendimizi, yine yollara vurduk..Bruge'de her yolun sonu bir baska yola.....
Her kanal bir baska kanala baglandi...
Bende ise 29 yilin muhasebesi her adimda biraz daha tamamlandi
yorgundum az da olsa... ama emindim...bu sene baska olacakti!
Tum sevdigim insanlarla konustum teker teker... o esnada binlerce kilometre otede bir baska insanin kalbi de baska bir mutlulukla atmaktaydi...
kahve yapip titreye titreye goturen eller vardi uzaklarda, benim de aklimin yarisi oradaydi... tum aile bulusmustu bir ben yoktum ortalikta...
Bruge'e ikimiz de uc kisi gitmistik aslinda... Ben Orhan Pamuk ve Tunayla... Tuna, ben ve Bruge Rehberi ile.. Birimizden sikildigimizda digerimize sarildik, kimse kimseyi ihmal etmedi bu sayede..
Tuna, bira sisesinde ben ise midye kabugunda balik olduk bu sehirde... yedik, ictik, beraberimizde cikolataya batirilmis portakal dilimleri ve ese dosta bolca truffle getirdik...
Bu banki getirdim ben bir de yanimda, kafamin icinde digerlerinin yanina koydum...
Arada bir kendimi orada otururken gorur oldum su aralar... Onumde kanal usulca kayiyor...Arkamda sira sira yesil, kirmizi kapilardan yasli insanlar giriyor cikiyor...Postaci bisikletiyle mektup dagitiyor...
Ben buracikta oturuyorum, Bruge gozumun onunden akip gidiyor..
Tuesday, March 27, 2007
nereye gitti bu mart?

Saturday, February 24, 2007
iyi ki... 29 oldum...
hala inanamiyorum... 29 hic planda yoktu oysa, cok cok uzakti sanki baska bir hayattaydi.... cocukken tum hayallerim 28 yasinda sona ererdi benim... butun amaclarima ulasirdim 28 yasima kadar..cok basarili, ince topuklu ayakkabi giyen, cantasini koltugunun altinda tasiyan kadinlardan olurdum ben 28 yasinda... cok param olurdu, cok iyi isim olurdu... hatta bir kizim bile olurdu... 29'a da hayal edecek bir sey kalmazdi dolayisiyla... hic dusunmemistim gerisini... peki sonra?? Thursday, February 15, 2007
Sevgililer Gunu Delirmesi

Derdim para pul degil arkadaslar, hatta hic oyle sosyalist bir tarafim da yoktur bilen bilir... Bir insanin 80 pound harcayasi vardir, gider ister gul alir, ister diken, bana ne.... Ama neden bugun, ben isin bu kisminda takiliyorum. Yarin al, hatta o 80 pounda bir hafta boyunca hergun karina gul al... dusundugun gunu kurtarmak degil de, sevdigin kadinsa, onun da daha cok hosuna gider zaten boylesi. Ama neden bu sacma sapan gun? Eve gelince "hani benim gulum??" diye paylanacagindan korktugu icin mi yapar bu hatayi bu erkek milleti? Eh kardesim, sen tum sene kadina kole muamelesi yap, sonra 14 Subat'ta 80 pounda kendini affettirmeye calis!! Olacak sey mi? Tum sene efendi uslu durup azicik anlayisli olsan, bir sefer de camasirlari makineye sen atsan, ne bileyim, cocuk aglarken arkani donup horlamaya baslamasan, kimse senden kalkip gul beklemez, "benim kocam zaten bitanedir" der, o 80 pound da cebine kalir, alir karini yemege gidersiniz... Ayrica bir buket gul aldiktan sonra kadina daha fazla kole muamelesi yapmaya hakki oldugunu dusunen erkekler de taniyorum ben, ki "gul bile aldik yaranamadik" seklinde bir yuzsuz aciklamalari da vardir. Brrr....Kanimi dondurur boyleleri... Bu konuda sucladigim tek mercii, kadin milletinin bir gul bir pirlanta yuzuge tavlanacagini toplumun kafasina kaziyan tuketim sektorunden baska birsey degildir bence.
Ama butceleri ayri olan sevgililer icin bu 14 Subat geyigi biraz farkli olabilir, bunu da anliyorum kesinlikle. Belki de kadin, o noktada kendine verilen deger icin bir olcum aracina ihtiyac duymaktadir, ve bu 80 pound bu acidan etkileyici bir sonuc olabilir. Soranlara "Ayy goruyo musuun tuttu bana 80 pounda/80 milyona/ 80 dolara artik neyse.. gul aldii, ne sekkeeeerrrr" diyebilir. Saygiyla karsilamak, ama mumkunse bu kisiyle azicik akillanana kadar muhatap olmamak gerekir. Zira evlenip bucaklanip o 80 poundun / 80 milyonun firsat maliyetini degerlendirip baska islere yarayabilecegi aklina gelince zaten bu insan kendiliginden dunya yuzune inecektir.
Kisaca oyle ya da boyle, birilerini seven, sevmek isteyen, sevdigini gostermeye calisan, gosteremese de elinden geleni yapan, yapamasa da "ne yapalim ben boyleyim" diyen herkesin her gunu sevgililer gunu olsun, boyle toplumsal dolduruslar da kanunen en yakin zamanda yasaklansin dileklerimle bu delirmeyi de boylece atlatmak istiyorum. Onun yerine "erkeklerin camasir yikama gunu" olsun mesela... ya da " Kadinlarin arabayi tamire goturme gunu"... Nasil fikir ama?
Wednesday, January 31, 2007
Evofis - Bolum II
Iki ay oldu evden calismaya baslayali...pekcok sey ogrendim bu sayede ve gunun birinde tekrar ofis ortamina donersem, bir daha hic trafikten, yorgunluktan, kendime vakit ayiramamaktan sikayet etmeyeyeim ve bu kabusu hic hic unutmayayim diye kendime notlar:
- Dort gun araliksiz evden cikmadigim bir donemde zamanimin, hayatimin kontrolunu oyle kaybetmistim ki, ayni kiyafetleri hic cikarmadigim, dusa girmek icin bile bir sebep aradigim oldu...bir gun nihayet kendimi silkeledim ve dort rekor gunden sonra gidip bir dus aldim, guzelce giyindim suslendim, kendime geldim...yemek, icmek gibi, giyinip kusanmak gibi, dus gibi en temel aktivitelerin bile hizla akip giden hayatlarimizda onceden programlanmis bir yeri ve zamani varmis boylelikle anlamis oldum... (Tuna'ya sabri ve anlayisi icin buradan tesekkurlerimi gonderiyorum :))
-bir aksam, tesaduf eseri cop atmak icin kapiyi actigimda bir de ne goreyim?? Memlekete kis gelmis... aksamlari Tuna eve geldiginde yanaklari buz gibi olurdu yavrucagin, bundan suphelenmeliydim belki, ama ne bileyim, ben yunlu hirkalarimin, pofuduk terliklerimin icinde pek ihtimal vermemisim iste. Demek insan evden cikmadikca, gunleri haftalari mevsimleri bile haberi olmadan kasla goz arasinda kacirabilirmis, ve koskoca iki ayi iki gun gibi yasayabilirmis, bu sayede ogrendim...
- Zamani kisitli olmayinca insanin, nasilsa yaparim diyerek erteledigi seyler cig gibi buyur ve nihayetinde ustune cokermis... normal sartlarda tren yolculuklari sirasinda okunmasi planlanan kitaplar kosede okunmayi bekler, "nasilsa evdeyim, yikarim" dedigim sepetler dolusu camasir dolaplardan tasar, guzelce duzenlenmesi beklenen dolaplar hep yarinki yapilacaklar listesinde itinayla yerini alirmis..ve yarin hep yarin olarak kalirmis... maalesef insan elinde zamani ne kadar azsa o kadar iyi organize yasarmis ve her gunu "bugun cok yoruldum ama ne cok is yaptim!" seklinde bitirebilme huzurunun yerini hicbirsey dolduramazmis...
- Insan ne kadar insan yuzu gorurse hayata o kadar cok baglanirmis... Sen evdeyken ve baskalari isteyken maalesef yapacak cok seyin de olsa hayat durdugu yerde kalakalirmis... Pencerenin onunde can cekiserek olen tilkiden, ruzgarin devirdigi bahce citinden ve kulakliklari ile muzik dinleyip hoplaya ziplaya mektup dagitan postacidan baska gun boyu pencerendeki goruntu hep ayni ise, maalesef hayatta cok da fazla dort gozle bekledigin birsey olmazmis... Ne film afisleri, ne yeni sezonun trendleri, ne gecen gun trende gelirken basina gelmesi muhtemel ilginc olay... evden cikmadigin surece anlatacak, konusacak hicbirseyin de olmaz, eski halinden farkli bir insan olmana ramak kalirmis.
- Sonra...gunler sonra... hasbelkader evinden disari adim atmaya gorsun insan.... birden kendini sudan cikmis balik gibi hisseder, ne yone gidecegini sasirirmis... O ezbere bildigin yollar unutulur, hangi saatte ne tren vardi karistirilir, yanlislikla bir de kalabalik bir insan grubu icine dusulse hele, gozune fener tutulmus tavsan yavrusu gibi oldugu yerde kalakalinirmis...
- "Senin yerinde olmak icin neler verirdim" diyen arkadaslara ve basta kocaya "sen gel de bir hafta evden cikmadan gecir bakalim" diye laf anlatilmaya calisilir, yine de "ben bir yerde yanlis mi yapiyorum acaba" diye dusuncelere dalinirmis...
- Son olarak, bakacak bir cocugun yoksa ve kendi isinin patronu degilsen evden calismak fikri calisma hayatinin en izole en asosyal kararlarindan biriymis, ama degistirmek senin elinde degilse zaten, cok da fazla secme sansin kalmazmis.
iste kisaca hayat evdeyken boyle....hala heves eden varsa hemen asagidaki fotografa iyice bakmalarini tavsiye edecegim nitekim su anda icinde bulundugum durumu en iyi bu ifade ediyor......bakin ciddiyim... kaciiin kurtarin kendinizi...gidin ofislerinize biligsiayarlarinizin baslarina.... sarilin o en nefret ettiginiz ofis arkadaslariniza.... kahve yapin kendinize evdeki kahvenizden on kat daha az kaliteli de olsa, keyifle icin sonra forward edilmis komik bile olmayan emaillerinizi gizlice okuya okuya.... insan icindesiniz ya...dunya icinde sizi dinleyen, sizi goren, "ustundekini nerden aldin guzelmis!!" diyen, ya da en kotusunden arkanizdan dedikodunuzu yapan biri bile olsa; varliginizin farkinda olan baskaca insanlar var ya... sizden mutlusu yok bu dunyada.... heey kime diyorummm... duymayacagim bir daha tek bir sikayetinizi... calisin bakayim uslu uslu.... hah soyle...grrrrrrrrrrr :)

Wednesday, December 20, 2006
Sana
Friday, December 15, 2006
evofis
Evim, ofis oldu benim...ofisimin de artik kapisi kilitli, gelen gideni yok... iki haftaya kalmaz baska birinin ofisi olur, kapisi acilir, icinde yine sesler, soluklar olur, o yuzden uzulmuyorum. Ne gunler, ne aksamlar, ne haril haril calismalar, ne kavgalar, ne gulusmeler, ne anlamsiz, ne anlamli konusmalardan sonra evimdeyim, guvendeyim. Gerci calisma masamiz tunanin istedigi kadar derli toplu degil artik, ama olsun...kahve fincanlarim, el kremim, onlarca kalemim, zimbam, ajandam ve dosyalarim ile artik 9.30 - 5.00 arasi evofisimdeyim, calisiyorum... oyle ki; artik sabahlari panik icinde uyanmiyorum , gozumu acar acmaz ilk gordugum sey saat olmuyor...nasilsa trenler bensiz ayriliyor bizim istasyondan, artik acele edecek birsey yok... bazen uyanir uyanmaz yatagi ortup guzelce giyiniyor, canim istemezse tum gun pijamanin icinden cikmiyorum.. kahvaltilarda daha once hicbirzaman bitiremedigim bir fincan cayin artik dibini goruoyr, hatta sonra inip asagiya bir de saglam kahve yapiyorum, ama hazir olanlarindan degil, kahve makinasinda usul usul fokurdaya fokurdaya yavasca pisenlerden... eglence olsun diye kahvenin icine bazen portakal rendeliyorum, bazen de tarcin atiyorum.. gazeteleri okumak artik ogleden sonrayi bulmuyor, en cok da buna seviniyorum... annemi ariyorum istedigim saatte, "eee, daha daha ne var ne yok" diye lafi uzatiyorum hic cekinmeden eskidenin aksine...kimse ne muzigime ne sessizligime karisiyor.. oglenleri ayaklarimi uzatip uc bes sayfa kitap okuyor, yollarda surunerek harcayacagim zamanlarda biber dolmasi yapiyorum... yine de cok da oyle mutfak insanlarindan olmadigimdan belki, hala mutfakta 15 dakikadan uzun kalamiyorum... simdilik mutluyum, garip bir enerji patlamasi yasiyor her dakika ugrasacak birseyler buluyorum... iki ay sonra insan yuzu gormeye hasret kaldigimda, sabah trene kosturan makyajli bakimli guzel giyimli kadinlari gorup aglamaya basladigimda, en azindan evde bir insan sesi olmasi icin anlamsiz geyik radyolari acar oldugumda, postacimizin ve gazete dagitan cocuklarin adini ogrendigimde bana ne olacak bilmiyorum...simdilik sadece kendimle gecirdigim zamanin tadini cikariyorum...bakalim anlasabilecek miyiz, merak ediyorum...