Ben seviyordum isimi, gercekten seviyordum. Her sabah mutlu mutlu, ozene bezene gidiyordum... her telefonu (cogu cok stresli olsa da) hevesle aciyordum... Her aksam en azindan bir saat fazladan masamda kaliyordum... kagitlarimi gozden geciriyordum, inboxumu duzenliyordum, gurur icinde o gun ne kadar da cok is yaptigima bakiyor evin yolunu yorgun ama huzurlu tutuyordum...hersey yolundaydi yani, oyle yolundaydi ki, daha izne ayrilmadan birkac ay once terfi olmustum. Herkes bana aferin diyordu, cok iyi is cikardin diyordu, herkse akil soruyordu yardim istiyordu... Ay sonu maasimi aldigim gibi, arada bir de bonustu, hediyeydi, suydu buydu, devamli birileri hesabimiza birseyler sokusturuyordu...
Ama 1 senedir her sabah baska bir dunyaya uyaniyorum ben. Bazen aglamakli, bazen cin gibi bakan ikiser cift goze uyaniyorum...Bazen odalarina bir giriyorum, aralarinda mutlu bir muhabbete koyulmuslar, elde biberonlar yataklarinda karsilikli konusuyorlar... Beni kapida gordukleri an "Beni al, beni al" diye yattiklari yerde cirpinan iki kucuk kusa donusuyorlar... Her kucagima aldigim opucuklere boguyor beni, salya sumuk de olsa. Sabah kahvemi bile icmeden gordugum ilk sey bolca kaka oluyor cogunlukla, ustelik bu boktan isle ugrasirken digeri de muhtemelen ustume tirmanmakla mesgul oluyor.. ya da kardesinin kakasinin ne ilginc birsey oldugunu yakindan incelemekle... Dolayisiyla onu al bunu temizle sunu giydir cikart vs.. derken gunum boyle sefil bir sekilde basliyor. Bazen oglene kadar pijamami cikarmamis oluyorum ve hatta ilk kahvemi bile icemeden gun bitiyor, ama kimse bana bunun icin para vermiyor...Vermedikleri gibi aferin de demiyorlar bu keratalar... Hatta "annecim sen ne guzel bir is yapiyorsun, cok tesekkur ederiz" demek bile muhtemelen uzun bir sure akillarina gelmeyecek...Yani bolca opusme koklasmadan baska hicbir geri donusumu yok bu isin - en azindan simdilik...Son derece kisir bir pozisyon yani, ya yemek yapiyorsun, ya temizlik yapiyorsun, ya alt ya ust degistiriyorsun...Ve tum isler bittiginde, bir bakmisin tekrar baslamissin biraktigin yerden...
Oyleyse neden ama neden ben misler gibi isime geri donmek istemiyorum? Neden iki sabah sonra yani pazartesi sabahi evden cikacagim ani dusundukce yuregim sikisiyor?? Neden bensiz kaldiklarinin farkina varacaklar mi acaba diye dusunup dusunup gozlerim doluyor?? Halbuki deli miyim ben neyim? Bir guzel giyineyim, kusanayim, uzun suredir surmedigim rujlarimi, parfumlerimi suruneyim duseyim her modern kadin gibi yollara.. Yoldan bir kahve alirim kendime, trenime binerim, okuyacagim kitabimi cikartirim, kulagimda muzigim..On kat daha iyi degil mi iki kakali popo temizlemekten???
Degil... gercekten degil.. Ben o kakali popolari seviyorum...Ise gitmek istemiyorum... Kaka temizlemek istiyorum...Kuzularimi gormeden bir gune baslamak, onlar uyanmadan yollara dusmek istemiyorum...
Simdilik boyle... ama alisirim ben, buna da alisirim...Tek saglikli olsunlar, hepimiz saglikli olalaim, bu da boyle bir donem olur gecer gider.... bi bakmisiz yeni bir duzen oturtmusuz... Ama simdilik icim aciyor, ruhum daraliyor, kalbim kut kut atiyor, ilk gunumu her dusundugumde gozlerimin dolmasina engel olamiyorum...Gecer degil mi? Gecer, alisirim, biliyorum...
Friday, October 23, 2009
Saturday, October 03, 2009
Hosgeldin Nicola
Bakici gunlerimiz - ki dilim "bakici" lafina bir turlu alisamadi -Nicola'nin Eylulun ilk gunu evimizin kapisindan girmesiyle basladi. Ilk hafta kesinlikle alisamadim bu fikire. Kiza resmen misafir muamelesi yaptim. Cocuklardan biri kucaginda aglasa ; "Ah kusura bakma Nicola, senin de basini agrittik" demedigim kaldi... Ha bire, "bisey icer misin? yer misin? " diye sordum, utu bile yapsa, aman yalniz kalmasin diye onunla ayni odada oturdum... Nicola ise bu durumu tecrubesizligime verdi, "Just leave me alone!" diyemese de, buna yakin kibar kibar cumleler kurdu...Ben yine de cocuklarimin altini o gormeden degistirdim, aman ayip olmasin diye guzel yemekler yapip oglenleri ikram ettim, cayini kahvesini meyvesini eksik tutmadim....Kisaca bakici olarak ise alip saatine bilmem ne kadar para odedigim bu kizcagizi krallar gibi agirladim ikramladim... O ise saskin gozlerle bana bakmakla yetindi...
Ikinci hafta bu misafircilik oyunundan en az benim kadar sikilmis bir Nicola olaya el koydu. Oncelikle cocuklarin akillarina estikce kucakta sallana sallana uyumalarini kibar bir dille elestirdi ve 10 aydir oturtamadigimiz bir rutinin ilk temellerini atti... Bu durum bizim kuzulara bolca aglayarak yataklarinda uyumak zorunda kalma seklinde tesir etti ve benim anne kalbim bu ise kesinlikle tahammul edemedi. Ancak sonucta "her cocugun bir programa ihtiyaci vardir" dusuncesiyle kulaklarimi tikayip kanayan kalbime pansuman yaparak olaya alistim. Dort haftadan sonra bugun ikizler 8de kahvalti, 9.30'da gezme, 12'de oglen yemegi, 1'de uyku, 3'de park, 5'de aksam yemegi, 6'da banyo ve 7'de uyku zamani geldigini (en azindan teorik olarak) biliyorlar.
Nicola hemen ardindan internette kisa bir arastirma sonucu civarimizdaki sosyal aktivitelerin bir listesini cikartti.. Buna gore bizim sosyal bocuklerin gunleri Pazartesi: Muzik grubu, Sali: ikizler klubu, Carsama: Oyun Grubu, Persembe: Bos Gun, Cuma: Kutuphane seklinde planlandi.
Bunlarla da hizini alamayan Nicola, ardindan bana el atti... Oturup aylardir yapmaya firsat bulamadigim islerin bir listesini cikartti... Once dort farkli bedenden elbiselerin alt alta ust uste yigildigi dolabimi bosaltti, sonra dogru durust bir cift kot alip Tunanin pantolonlarini giymeme engel olmak icin alisverise, ardindan da kuafore gonderdi. Bir sonraki gun kendinden aldigim gazla tekrar spora yazildim, kahveye, arkadaslari gormeye ve hatta hizimi alamayip sinemaya bile gittim. Kisaca son uc haftada kelimenin tam anlamiyla kendime geldim.
Gonul isterdi ki, hayat boyle devam etsin, ben ise donmek zorunda kalmayayim... Gunlerim gyme gitmek, coluk cocugu sevip oksamak, onlara guzel yemekler yapmak, ogleden sonra kitabimi alip kahveye gitmek, alisveris yapmak, kafayi vurup uyumak, sonra tekrar cocuklarla oynamak seklinde gelsin gecsin...Ama ne mumkun... 26 Ekimden itibaren hafta ici hergun 11 saat ev disinda olacagim, dolayisiyla cocuklardan da uzak olacagim. Inanamiyorum nasil olacak hayatimin bu yeni doneminde nasil herseyi tekrar bir duzene koyabilecegim aklim almiyor?? Ama yasayanlar alisirsin diyorlar, ben de oyle olacagini umuyorum. Zira neye alismadik ki ve kaldi ki baska da carem yok... Ote yandan ise donmeyi de istiyorum gercekten cunku cok sevdigim bir ortamda sevdigim bir isi yapiyordum... Herhalde 21. yy kadinlarinin en buyuk celiskisi bu olsa gerek...Yine de guzel bir isim var, ustelik simdi iki tane de cocugum var diye sukrediyorum sonsuz kere sukrediyorum yine de keske is ile ev arasi 1.5 saat olmasa diye dusunmekten kendimi alikoyamiyorum...
Sozun kisasi, uzun arastirmalar ve beklemeler sonunda Nicolamizdan memnunuz... Ilanimizda ailemize yeni bir uye ariyoruz demistik, aradigimizi da bulmus gibiyiz... Gercekten ailenin bir uyesi gibi davraniyor cunku. Sunu yapmam, bunu etmem kaprislerinde degil. Ya da tipik bakici ezikliginde hic degil. Olmasin da zaten...Biz cocuklarimizin gunde 12 saat gecirecekleri bir insanin onlara rol model olmasini istiyorduk, o yuzden Nicolanin da kendine ozgu durusunu seviyoruz. Ancak yine tecrubeli arkadaslardan da biliyorum ki, ilk seferde dogru insani bulmak heralde cok buyuk sans meselesi. Simdilik gercekten sansli olduguma inanmak istiyor, ancak iki gozumu iki kulagimi da her ihtimale karsi acik tutuyorum....
Iyi niyeti elden birakmayarak umarim bundan bes sene sonra da hala Nicoladan sevgiyle bahsediyor olacagim...Cocuklar da Nicolanin baktigi diger cocuklar gibi yeni buldugu islerde onu kiskanacaklar ve gitmesin diye arkasindan aglayacaklar...
Ikinci hafta bu misafircilik oyunundan en az benim kadar sikilmis bir Nicola olaya el koydu. Oncelikle cocuklarin akillarina estikce kucakta sallana sallana uyumalarini kibar bir dille elestirdi ve 10 aydir oturtamadigimiz bir rutinin ilk temellerini atti... Bu durum bizim kuzulara bolca aglayarak yataklarinda uyumak zorunda kalma seklinde tesir etti ve benim anne kalbim bu ise kesinlikle tahammul edemedi. Ancak sonucta "her cocugun bir programa ihtiyaci vardir" dusuncesiyle kulaklarimi tikayip kanayan kalbime pansuman yaparak olaya alistim. Dort haftadan sonra bugun ikizler 8de kahvalti, 9.30'da gezme, 12'de oglen yemegi, 1'de uyku, 3'de park, 5'de aksam yemegi, 6'da banyo ve 7'de uyku zamani geldigini (en azindan teorik olarak) biliyorlar.
Nicola hemen ardindan internette kisa bir arastirma sonucu civarimizdaki sosyal aktivitelerin bir listesini cikartti.. Buna gore bizim sosyal bocuklerin gunleri Pazartesi: Muzik grubu, Sali: ikizler klubu, Carsama: Oyun Grubu, Persembe: Bos Gun, Cuma: Kutuphane seklinde planlandi.
Bunlarla da hizini alamayan Nicola, ardindan bana el atti... Oturup aylardir yapmaya firsat bulamadigim islerin bir listesini cikartti... Once dort farkli bedenden elbiselerin alt alta ust uste yigildigi dolabimi bosaltti, sonra dogru durust bir cift kot alip Tunanin pantolonlarini giymeme engel olmak icin alisverise, ardindan da kuafore gonderdi. Bir sonraki gun kendinden aldigim gazla tekrar spora yazildim, kahveye, arkadaslari gormeye ve hatta hizimi alamayip sinemaya bile gittim. Kisaca son uc haftada kelimenin tam anlamiyla kendime geldim.
Gonul isterdi ki, hayat boyle devam etsin, ben ise donmek zorunda kalmayayim... Gunlerim gyme gitmek, coluk cocugu sevip oksamak, onlara guzel yemekler yapmak, ogleden sonra kitabimi alip kahveye gitmek, alisveris yapmak, kafayi vurup uyumak, sonra tekrar cocuklarla oynamak seklinde gelsin gecsin...Ama ne mumkun... 26 Ekimden itibaren hafta ici hergun 11 saat ev disinda olacagim, dolayisiyla cocuklardan da uzak olacagim. Inanamiyorum nasil olacak hayatimin bu yeni doneminde nasil herseyi tekrar bir duzene koyabilecegim aklim almiyor?? Ama yasayanlar alisirsin diyorlar, ben de oyle olacagini umuyorum. Zira neye alismadik ki ve kaldi ki baska da carem yok... Ote yandan ise donmeyi de istiyorum gercekten cunku cok sevdigim bir ortamda sevdigim bir isi yapiyordum... Herhalde 21. yy kadinlarinin en buyuk celiskisi bu olsa gerek...Yine de guzel bir isim var, ustelik simdi iki tane de cocugum var diye sukrediyorum sonsuz kere sukrediyorum yine de keske is ile ev arasi 1.5 saat olmasa diye dusunmekten kendimi alikoyamiyorum...
Sozun kisasi, uzun arastirmalar ve beklemeler sonunda Nicolamizdan memnunuz... Ilanimizda ailemize yeni bir uye ariyoruz demistik, aradigimizi da bulmus gibiyiz... Gercekten ailenin bir uyesi gibi davraniyor cunku. Sunu yapmam, bunu etmem kaprislerinde degil. Ya da tipik bakici ezikliginde hic degil. Olmasin da zaten...Biz cocuklarimizin gunde 12 saat gecirecekleri bir insanin onlara rol model olmasini istiyorduk, o yuzden Nicolanin da kendine ozgu durusunu seviyoruz. Ancak yine tecrubeli arkadaslardan da biliyorum ki, ilk seferde dogru insani bulmak heralde cok buyuk sans meselesi. Simdilik gercekten sansli olduguma inanmak istiyor, ancak iki gozumu iki kulagimi da her ihtimale karsi acik tutuyorum....
Iyi niyeti elden birakmayarak umarim bundan bes sene sonra da hala Nicoladan sevgiyle bahsediyor olacagim...Cocuklar da Nicolanin baktigi diger cocuklar gibi yeni buldugu islerde onu kiskanacaklar ve gitmesin diye arkasindan aglayacaklar...
Friday, August 28, 2009
Ezgi ve Ozan
yorgunluklarimla ilgili sikayetlerimi cok bencilce buluyorum bazen. buraya yazdiklarim da, ese dosta anlattiklarim da ayni sekilde yorgunluk, bezginlik boyutumun tarifini yapmaya calismaktan ibaret hep.... Halbuki seviyorum ben cocuklarimi, hem de anlatilamayacak kadar. Gece yuzbin kere de uyanmis olsam, sabah onlarin bana bakislarini, "beni al, beni al" diye cirpinmalarini gordugum an sukretmeye basliyorum Allah'a, bu iki sekeri bana verdigi icin. Ote yandan, fiziksel yorgunlugu aninda telafi eden dakikalar oluyor gun icinde...Sabah kahvaltidan sonra, cocuklarin keyfi yerine gelmis anne de cay icip ayilmisken bogusmalarimiz mesela...Ikisini de soyle bir kucaklayip hangisini neresinden issiracagimi sasirmisken onlarin kikirdasmalari... Sonra yeni yeni ogrenmeye basladiklari numaralar...
Benim findik kurtlarim, sekerparelerim, akide sekerlerim... sizi anlatmak isterim biraz, su yorgunluklari filan bir kenara birakarak...
Sen mesela Ozan'cigim. Tipik bir erkek oldugun kanaatindeyim. En sevdigin seylerin basinda eve gelen kizlarin koyunlarinda uyumak, opulmek sikistirilmak gelir... Birisi seni on saat boyunca atip tutsa, issirsa, opse, sikayetin olmaz..Ne var ki, bu kadar ilgi adama iyilik yapmaz ben sana soyleyeyim...Su aralar kucaga alinmadigin zamanlarda aglamani bu devamli ilgiye bagliyorum mesela... Ote yandan, buyuk halanin dedigi gibi tam bir hipnozcusun. Gozlerini dikip taa nerelerdeki insanlarin dikkatini cekebilirsin. Tabii dikkatini cektigin herkes de illa ki kadin olacak...Erkeklerden ozelllikle sakallilardan korkarsin, ama babana hastasin... Baban seni kucagina almadan yanindan gecsin, aglamaya baslarsin. Ne var ki, hic kiskanc sayilmazsin. Ezgi done done gelip elinden butun oyuncaklarini aldiginda kicini donup surune surune oynayacak baska birsey ararsin. Cunku kardesini cok seversin ve onun en buyuk hayranisin. Onu eglendirmek icin yapmadigin saklabanlik kalmaz, Ezgi bir gulsun, sen kahkahalar atarsin... Ezgi bilemeyerek sana ne eziyetler yapsa, bir yol bulup atlatirsin... Ama her erkek gibi azicik canin tatli oglusum ve biraz da abartirsin... Keyfiniz yerindeyse, alt alta ust uste birbirinize dolandiginiz zaman, yuzune yedigin tekmelere sesin bile cikmaz, ama gununde degilsen, sacini cekse bile bagira bagira aglarsin. Ayrica hareketli oyunlarin en siki takipcisisin. En sevdigin oyun fis fis kayikcida salyalarin aka aka sevincten cigliklar atarak kendini ordan oraya atman yok mu, o anda bir insan ancak bu kadar issirilmaya musaittir. Onunla bogus bununla gures, saatlerce hareket edebilirsin, ama yorulunca tam yorulursun, ilk buldugun kucakta sizar kalirsin... Ilk dogudugun aylarda sen kucagimda uyurken ilk annelik heyecaniyla gozlerim dolardi, bugun hala uykunun icinde burnunu boynuma dayayip oylece orada uyurken sen, ben gozyaslarima engel olamam...Sen omur boyu boyle huzurlu ol, sakin ol diye dua ederim icimden...Kardesinden ve bizden hic ayrilma, vicdanli, kendiyle barisik, mutlu bir cocuk ol. Kaderin guzel, icin hep mutlu olsun, kafan akil dolu olsun, aklini hep iyi seylere kullan insallah canimin bir yarisi.
Ote yandan Ezgim benim. Canim kucuk mucizem. Hani sen % 50 ihtimalle down sendromlu dogacaktin ya... doktor amcalar oyle demisti ya... sonra hicbirsey olmadi sen sapasaglam, cingoz gibi bakarak ciktin ya ortaya...O anda anladim ben senin ozel bir kiz olacagini...Cok akilli misin, buyuk nenene mi cektin bilmiyorum, ama cok idrakli bir kiz oldugun kesin. Oncelikle cok ama cok beceriklisin, dayaniklisin ve cesursun benim minyon prensesim. Ozanin her an pesindesin, her yaptigina kahkahalarla gulersin. Daha bugun yuzustu yatmis birseylerle oynarken ozan, hicbirimiz farketmeden sen birden onun ustune ciktin ve neredeyse 10 dakika ikiniz de sikayet etmeden o altta sen onun sirtinda boylu boyunca yatarak vakit gecirdiniz baska seylerle ilgilenerek. Ne o sikayet etti, ne sen bu durumdan... Sabahlari uyandiginda taa yattigin yerden kardesinin yatagina ya da yerlere bakarsin, ve onu gordugun anda gulmeye baslarsin. Zaten once sen farkettin bir kardesinin oldugunu, aslinda anne ve babandan once kardesini farkettin bu hayatta diyebilirim. Daha 5 ayliktin, Ozani her gordugunde gulmekten katilirdin, o ise bos gozlerle sana bakardi... Simdi goruyorum ki beraber iyi vakit geciriyorsunuz, iste o zaman dusunuyorum: Ezgi ve Ozan iki iyi arkadas olacak, tipki ben ve kardeslerim gibi. Birbirine anlattiklar sirlar olacak, arada birbirlerine yeminler ettirecekler "bunu anneme soyleme" diye...Olsun, raziyim...cok kotu birsey olmadigi surece, ikiniz de akilli oldugunuz surece varsin biz bilmeyelim butun sirlarinizi, ama siz bilin. Neyse Ezocugum, ne diyordum... bu arada hepimiz eminiz ki cok ozgur bir kiz olacaksin. Cunku Ozanin tam aksine, ne fazla kucakta kalmayi seversin, ne fazla opulup oksanmayi. Sen oyun alanindayken seninle oynuyorsak, en mutlu sensin... Gulucukler atarsin turlu numaralar yaparsin. Ancak kardesin gibi senin de bir yerlerini cekistiriyorsak, kayikci oynuyorsak, atiyorsak tutuyorsak bes dakikayi almiyor sikilip cigligi basman. Cogu zaman Ozan can sikintisindan agliyorken sen kendi kosende, elinde bir taraflarini kemirdigin bir oyuncagin ile Ozana anlamsiz gozlerle, "ne var ki bunda aglayacak, takiliyoruz iste!" der gibi bakarsin...Bakici ararken gorusmeye gelen kizlar kucaklarinda Ozan sarmas dolas otururlarken, sen oyun parkinda "Bunlar da amma laubali insanlar canim, aman bana ne ben suracikta tel sarmaya devam edeyim" diye dusunur, uzaktan onlara bakarak usul usul tellerini sararsin. ama yanlis anlasilmasin, cok guler yuzlu ve sicaksin... sadece biraz mesafeyi korumak gibi bir caban var sanirim, enseye saplak bir kiz olmayacaksin... olma da yavru kusum, hicbir zaman oyle kizlardan olma... sen benim akilli ezgim, kocaanneannenin dedigi gibi gunun birinde kocani bile yataga sokmaz misin bilemiyorum... ama canin istemezse sokma be guzelim, benden sana izin...Ezgi, biliyor musun, bazen seninle gozgoze geldigimizde ikimizin de aslinda kucuk bir kiz oldugu gercegi bir sir gibi parlar gozbebeklerimizde...iste o anda ben seninle ileride paylasacagimiz kucuk guzellikleri dusunurum...kucuk sirlarimizi, herkesten gizli kucuk kacamaklarimizi...ilk birlikte manikurumuzu, ilk kiz kiza alisverisimizi... dunyanin en mutlusu olurum bir kizim var diye..simdi annemi dinledigim gibi gunun birinde benim de bir dinleyenim daha da onemlisi anlayanim olacak diye... Dilerim Allahtan hep anlariz birbirimizi.. hep yanyana oluruz... basina buyruk blug caginda, ilk asklarinda, asksizliklarinda, basardiginda, olur ya; pek de basaramadiginda, her turlu zorlukta, kolaylikta... gunun birinde evlenip coluk cocuga karistiginda inanamam senin buyuyup anne oldugunda... o zaman hatirlarim simdi parlayan gozbebeklerini ve anlarim, senin de boylece zamanin geldi....canim ezgim, kaderin nazik olsun, guzel olsun, seni hic uzmesin umarim...en kotu anlarinda hep gozlerindeki gibi bir isik parlasin bir yerlerden ben de hayatin boyunca senin yanibasinda olayim.
Guzel Allah, ikinizi ve sizin gibi butun bebekleri alsin kanatlarinin altina, korusun, kollasin, hic birakmasin. Dunyada dilerim ki hic ac cocuk, hic usuyen, hic hasta cocuk kalmasin. Benim cocuklarimla birlikte dilerim hicbir yavru anasiz babasiz, hicbir ana baba yavrusuz kalmasin.
Benim findik kurtlarim, sekerparelerim, akide sekerlerim... sizi anlatmak isterim biraz, su yorgunluklari filan bir kenara birakarak...
Guzel Allah, ikinizi ve sizin gibi butun bebekleri alsin kanatlarinin altina, korusun, kollasin, hic birakmasin. Dunyada dilerim ki hic ac cocuk, hic usuyen, hic hasta cocuk kalmasin. Benim cocuklarimla birlikte dilerim hicbir yavru anasiz babasiz, hicbir ana baba yavrusuz kalmasin.
Tuesday, July 28, 2009
bi maruzatim olacakti...yorgunum...cok yorgunum... yorgunluk damarlarimda akiyor. Kemiklerimde, kaslarimda, tam su anda dizlerimin arkasinda daha once hic oldugunu dusunmedigim bir eklem yerinde hissediyorum bu meret yorgunlugu..bazen cocuklari yuruyuse filan cikardigimda oturdugum bir bankta uyuyakalacagim ve ikisini de alip goturecekler diye odum kopuyor... Her gun 1 saat benim olsa, istersem uyusam, istersem Ebru Salli ile pilates yapsam, istemezsem hicbisey yapmasam bos bos duvarlara baksam dunyalar benim olur.. ama yok..1 saat olmadigi gibi 1 dakika da yok. ...Hasbelkader bir arkadasi gorup bi kahve ictigim ender ogleden sonralari bile ben ikisini yedir, icir, uyut derken ne oldugunu anlamadan geciyor... hesap ettim tam 10 ay olmus kendi basima kapidan cikmadigim... ya da yalan olmasin, ciktim iki kere... birinde sacimi kestirmeye, digerinde duygu ile kahveye... iki saat icinde paldir kuldur evdeydim... hayat bundan sonra boyle olacak biliyorum...eskiden biz uykuya giderken etrafi toplamaya baslayan annemi anlamazdim, simdi ayni seyleri ben yapiyorum... sabaha hazir olsun diye sicak sulari hazirliyorum, etraftaki oyuncaklari, kirlileri, temizleri, yapilmasi gerekn her seyi yapiyorum... sonra uykuya gidiyorum... 6 saat icinde en az alti kere uyaniyorum...ayni anda uc dis cikaran bir yavru ve uykusundan kardesinin cigligiyla uyanan diger masum kuzuyu sakinlestirmek uzere...tuna da canimin ici, benden beter... gece sabaha kadar kac kere uyandigi yetmezmis gibi o kafayla bir de ise gidiyor... gelir gelmez de banyosuydu, mamasiydi derken gece gunduz karisiyor.
diyorum... evet bunlarin hepsini diyorum...ama kesinlikle sikayet etmiyorum... zira ne zaman sikayet etsem ya birinin atesi cikiyor, ya istahi kesiliyor...ben sadece maruzat bildiriyorum.. halden anlayan beri gelsin... bunlar gecip gider desin... bir de eylul gelsin..eylulle birlikte nicola gelsin... az kaldi.
diyorum... evet bunlarin hepsini diyorum...ama kesinlikle sikayet etmiyorum... zira ne zaman sikayet etsem ya birinin atesi cikiyor, ya istahi kesiliyor...ben sadece maruzat bildiriyorum.. halden anlayan beri gelsin... bunlar gecip gider desin... bir de eylul gelsin..eylulle birlikte nicola gelsin... az kaldi.
Thursday, June 18, 2009
annem en yeni torunu Arda Berat'in dogumuyla terk-i diyar etti, kalakaldim Ezgi ve Ozan'la...
sonra alistik yalnizligimiza... Ezo ve Ozzy, anneannenin yaninda getir gotur islerini yapan bu kadincagizin aslen anneleri oldugunu biraz gec de olsa idrak ettiler... Ben de gercek anneligin ne menem bir is oldugunu boylelikle anlamis oldum.
Su siralar sabahin en erken saatlerinde kalkiyoruz hep birlikte, kahvaltisiydi, yemegiydi, camasiriydi, oyunuydu derken gecenin gec bir saatini buluyorum... Bazen diyorum ki sanirim Allah biryerlerden ekstra guc kuvvet isinliyor bana yoksa hayatta dayanilmaz bu tempoya... Ama sonra anliyorum ki annelikle beraber geliyor bu ekstra guc kuvvet, pakete dahil yani. Ote yandan annelikle birlikte azicik psikopatlik da geliyor yanilmiyorsam... Her an gaiplerden aglama sesleri duyan, cocuklari yemek yedikce doyan, kucucuk burunlardaki o koskoca sumukleri cikardikca icinin yaglari eriyen, cocuklarindan bir saniye bile ayrilmasin diye yatip kalkip dua eden, icinde cocuklarin oldugu her huzunlu hikayede hungur hungur aglayan, daha dogrusu cocuklarla ilgili herseye hungur hungur aglayan bir insan oldum ben... Soyle tutup dunyadaki butun cocuklari evime alip hepsine bakasim var, hepsine besleyici nefis seyler yediresim, giydiresim, kusatasim, usuyeniyle sarilip yatasim, hepsini opesim koklayasim var...
ote yandan ezgi ve ozan dunya tatlisi oldular gozumde... Yalniz, onlar benim gozumun nuru ise de, onlar icin sanirim anne hep ikinci planda...ikisinin gozu birbirlerinden baskasini gormuyor cunku. Sabahlari mizmizlanirken birbirlerini gorur gormez gulmeye basliyorlar... Hem de ne gulmek... Sanki komik birsey konusmuslar da aralarinda dayanamayip kahkahayi basmislar gibi... Ya da kendiliklerinden oyuna daliyorlar parklarinda, ne oluyor ne bitiyorsa, bir bakiyoruz kollar bacaklar birbirlerine dolanmis... girdikleri bu sekilden kurtulamayinca da basiyorlar cigligi... Hadiii, anne gelsin ayirsin dolasan kollari bacaklari... Bir de oyle bir donemdeler ki, kotu olan hicbirseyi akillari kesmiyor... Ezo, akilli bidik, done done gelip pat diye aliyor kardesinin elinden oyuncagini... Ama kiskanmak soyle dursun, ikisi de bunun kotu birsey oldugunu anlamiyor, yine basiyorlar kahkahayi... Hadi bakalim bu sefer Ozzy ayni seyi yapiyor, yine bir kahkaha... En son aksamustu olanlari da gorunce kendi masum dunyalarinda ne kadar mutlu olduklarini dusundum yine... Ozan yerde can hirac ustunu giydirmeye calisiyorum, Ezo ise araba koltugunda oturuyor. Bir bagris bir kiyamet, dur oglum, yapma oglum, derken giyinik kalmaktan nefret eden Ozzy basiyor cigligi... Onun bu sikintili sesini duyan Ezo birden elindeki cingiragi salliyor. Cingiragin sesiyle Ozan kulak kesilip aninda kahkahaya basliyor... Ozanin kahkahasini duyan Ezgi de kikirdamadan durur mu? Durmaazz... Bir cingiragin sesin bu kadar gulen, biri guldukce digeri daha da gulen bu iki akide sekeri bir aksamin sonunda daha her turlu yorgunlugu alip goturuyor...
Yorgunluktan, uykusuzluktan ne yaziyorum ne ciziyorum farkinda degilim... anne olanlar benim halimden anlar... hele ikiz annesi olup da kendi basina bakmak zorunda olanlar daha da iyi anlar.... ben gidip yatiyorum herkese iyi uykular...
Friday, March 06, 2009
cannibalism..
ozan miydi, ezgi miydi hatirlamiyorum, bu sabah uyku mahmurluguyla birini minciklarken dusundum ki, belki de cocuklarini cok seven bir anne onlari opup koklarken dayanamayip issirip yemistir ve cannibalism boylelikle ortaya cikmistir... olamaz mi?? bana olabilir gibi geldi o an... bir psikopatlik mi var bende acaba... aman aramayin sosyal hizmetleri...
Wednesday, March 04, 2009
Bakici Araniyor...
Ozan ve Ezgi tingir mingir buyur, etrafindakileri sevgileri ve sirinlikleriyle mest eder, bazen de ayni anda aglama krizine girerek cildirtirken , anneleri de anneane gittikten sonra akli dengesini yitirmemek icin bir bakici aramaya baslar bile...
Su asagida gormus oldugunuz ilana bir gunde Japonundan Portekizine, Brezilyalisindan Turkune kadar 20 kisi basvurdu... Tuna bey Brezilya festivallerinin etkisiyle "Brezilyalidan zarar gelmez" seklinde olaya yaklasir; anneannemiz "Turk olsun camurdan olsun"der dururken, ilani bizzat veren anne ise, bir kadin nasil olur da canindan iki parcayi hic tanimadigi bir baskasinin eline birakir gider diye dusunmekten aklini oynatmak uzere.... Isi gucu biraktik, son iki gundur anneanne ile potansiyel bakicimiz cocuklarimizi alip hicbiryerlere kacmasin diye pasaportuna elkoyma planlari yapiyoruz...
Biz mi fazla duygusaliz yoksa bu coluk cocuga karismak durumlari mi adami boyle yapiyor bilemedim...
Hello,
We are a young family in Bromley, Kent with twin babies and we will need a live out nanny by June 2009. The twins ( a boy and a girl) will be 7 months old by then.
We most importantly need a person who will become like a member of the family, who we can trust and rely on and who has experience with babies. The right person would be:
- Taking care of the babies and having the sole responsibility of them when mum returns to work in October
- Taking them to the playgroups and parks and keeping them active during the day.
- Able to drive
- Tidying up around the house and ironing babies clothes when babies are asleep
- Able to provide at least 2 references which we can contact.
- Finally it would be such a big bonus if she can also speak Turkish - although not essential.
We will discuss the price and the other terms with the applicants, but we are basically looking for the right person to fit into our family and be one of us. So please contact if you are not only looking for a job but also a warm environment to be in. We look forward to meeting you.
Friday, January 30, 2009
ve devami...
la 
Ozan uyanmisti bir onceki yazida sonra yedi icti tekrar uydu, bu arada Ezgiyi yikadik, yedirdik icirdik sonra bir fasil daha uyudular uyandilar gazdir kakadir cistir vs..vs...vs... sonra gece oldu ikisi de uyudu ve gozlerim kapanmadan onceki 15 dakika icinde de iste buradayim..
nerede kalmistim hatirlamiyorum bile ve bakmaya da cok useniyorum... kafamdaki kaldigim yerden devam:
4- Turk televizyonu taktirdik eve... annem bu durumdan cok memnun kaldi zira bir aya kalmadan ingilizceyi sokecekti az kalsin... ailecek omuzlarda bir bebek gaz cikartma aralarinda dizilerin muptelasi olduk, senaristlerin hayalguclerine sapka cikardik... Ancak anladigim sudur ki, bu diziler insanda hani nasil derler bir "feel good" hissi birakiyor da o yuzden bu kadar ilgi goruyor... saatler boyu izledigimiz o yalilarda oturan, kapilarinin onunde yatlari, cipleri, uzaklarda ciftlikleri, yurtdisi seyahatleri eksik olmayan guzel giyimli kadinlarin yakisikli beylerin de aslinda ne dertleri olabilecegini goruyor icten ice seviniyor insan. Bu yuzden bi sonraki haftayi sabirsizlikla bekliyor, sirf "bak goruyor musun ne dertler var" diyip kendi siradan hayati hakkinda mutlu olabilmek icin...
5- Cocuk, hatta cocuklar sahibi olmamizla babamizin da takim degistirmesi ayni tarihlere denk dustu. Bu arada bu "babamiz" lafindan da nefret ederim... sanki "Babamiz olmasa ben, zavalli kadin, ve cocuklarim ne yapariz??" gibi bir acizlik cagristirir bana... o yuzden burada bu lafi hicven kullandim yani dikkatinizi cekerim... Neyse ne diyordum, Tuna da Aralik itibariyle son derece aktif ve sosyal bir takima transfer oldu bankada.... Bu takim birbirleriyle super anlasan 8 adamdan olusuyor ve bunlar her firsatta lise cocuklari gibi (patronlari da dahil) isi asip yemege, kahveye, pub'a filan gidiyorlar.. Normal sartlarda Tuna icin cok sevinecegim bu durum, evde iki kolikli bebekle ugrasirken nedense bende o kadar buyuk bir heyecan yaratmiyor. Aksine "yani ne demek oluyor, bu evde ben anne oldum da sen baba olmadin mi?" seklinde kucuk capta ailevi krizlere yol aciyor. Oyle dir dir eden kadinlardan, "ben evde sacimi supurge ediyorum" edebiyati yapan annelerden olmayi hic istemedigimden kendimi bastirmaya calisiyorum ama tek dilegim su sosyallesmeler bi sakinlessin ve bu insanlar da her diger Ingiliz calisma arkadaslari gibi is cikisi sessiz sedasiz evine ceksin gitsin, Tuna da bize kalsin.
6- Ben daha fazla dayanamayip yatiyorum... aklima gelen seyleri de artik daha sonra yaziyorum...sevgiler selamlar herkese
Ozan uyanmisti bir onceki yazida sonra yedi icti tekrar uydu, bu arada Ezgiyi yikadik, yedirdik icirdik sonra bir fasil daha uyudular uyandilar gazdir kakadir cistir vs..vs...vs... sonra gece oldu ikisi de uyudu ve gozlerim kapanmadan onceki 15 dakika icinde de iste buradayim..
nerede kalmistim hatirlamiyorum bile ve bakmaya da cok useniyorum... kafamdaki kaldigim yerden devam:
4- Turk televizyonu taktirdik eve... annem bu durumdan cok memnun kaldi zira bir aya kalmadan ingilizceyi sokecekti az kalsin... ailecek omuzlarda bir bebek gaz cikartma aralarinda dizilerin muptelasi olduk, senaristlerin hayalguclerine sapka cikardik... Ancak anladigim sudur ki, bu diziler insanda hani nasil derler bir "feel good" hissi birakiyor da o yuzden bu kadar ilgi goruyor... saatler boyu izledigimiz o yalilarda oturan, kapilarinin onunde yatlari, cipleri, uzaklarda ciftlikleri, yurtdisi seyahatleri eksik olmayan guzel giyimli kadinlarin yakisikli beylerin de aslinda ne dertleri olabilecegini goruyor icten ice seviniyor insan. Bu yuzden bi sonraki haftayi sabirsizlikla bekliyor, sirf "bak goruyor musun ne dertler var" diyip kendi siradan hayati hakkinda mutlu olabilmek icin...
5- Cocuk, hatta cocuklar sahibi olmamizla babamizin da takim degistirmesi ayni tarihlere denk dustu. Bu arada bu "babamiz" lafindan da nefret ederim... sanki "Babamiz olmasa ben, zavalli kadin, ve cocuklarim ne yapariz??" gibi bir acizlik cagristirir bana... o yuzden burada bu lafi hicven kullandim yani dikkatinizi cekerim... Neyse ne diyordum, Tuna da Aralik itibariyle son derece aktif ve sosyal bir takima transfer oldu bankada.... Bu takim birbirleriyle super anlasan 8 adamdan olusuyor ve bunlar her firsatta lise cocuklari gibi (patronlari da dahil) isi asip yemege, kahveye, pub'a filan gidiyorlar.. Normal sartlarda Tuna icin cok sevinecegim bu durum, evde iki kolikli bebekle ugrasirken nedense bende o kadar buyuk bir heyecan yaratmiyor. Aksine "yani ne demek oluyor, bu evde ben anne oldum da sen baba olmadin mi?" seklinde kucuk capta ailevi krizlere yol aciyor. Oyle dir dir eden kadinlardan, "ben evde sacimi supurge ediyorum" edebiyati yapan annelerden olmayi hic istemedigimden kendimi bastirmaya calisiyorum ama tek dilegim su sosyallesmeler bi sakinlessin ve bu insanlar da her diger Ingiliz calisma arkadaslari gibi is cikisi sessiz sedasiz evine ceksin gitsin, Tuna da bize kalsin.
6- Ben daha fazla dayanamayip yatiyorum... aklima gelen seyleri de artik daha sonra yaziyorum...sevgiler selamlar herkese
Thursday, January 29, 2009
nihayet
Allahim ne zormus iki dakika bulup bilgisayar basina gecebilmek... gunlerdir haftalardir bunu yazayim diye biriktirdiklerim aklimdan birer birer ucuyor ancak ben bir turlu yarim araliksiz saati bilgisiayar basinda geciremedim... Anne baba olanlar gunlerimin ritmini anlayacaklardir, olmayanlara da zaten ne kadar anlatsam sivrisinek sazdir o yuzden sunu yapiyorum bunu ediyorum turu detaylara giremiyorum. Ben de anne degilken "Allahim yaa ne kadar zor olabilir ki" seklinde yaklasirdim evde cocuklu hayata ama halt etmisim, buradan tum hakkini yediklerimden ozur diliyorum.
Ozan efendi banyosundan sonraki turlu huysuzluklarindan sonra omzumda yuzustu uyuyakaldi, bu yaziyi da olabildigince geriye yatmis sekilde sag omzumda 5 kiloluk mis kokulu bi kuzu ile birlikte yaziyorum. Bu sebepten hemen sadede gecip kisa keseyim, yoksa bi sonraki iki ay daha yazamadan gececek. Buyrun basliyoruz :
1- Anne oldum ama anne oldugumu algilayabilmem 2 ayimi aldi. Hamileyken insana hersey cok gulluk gulistanlik geliyor, en onemli dert sanki dogum yapmakmis gibi dusunuyor insan. Halbuki hersey ondan sonra basliyor. Ben itiraf ediyorum ki, belki de yorgunluktan, bende cocuklar dogar dogmaz bir asik olma durumu yasanmadi. Onu emzir, bunun altina bak, o sustu bu agladi derken geldi gecti haftalar. Ayrica evde 6 kisiydik, ve sunu yap bunu yapma seklinde evin icindeki herkesten bir talimat alip koyun gibi uygulamaktaydim... Benim de bir annelik icgudumun oldugunu 1 ay sonra algilayabildim. Dolayisiyla kurulmus robotluktan annelige terfim ancak gecen haftalarda gerceklesebildi... O zamandan itibaren kuzular benim kuzularim ben de onlarin anneleri oldum... 15 gun oncesine kadar dokunmaya korkuyordum ama su anda bu iki sipayi saat yer gozetmeksizin atiyor tutuyor, opulebilecek her noktasini opmek istiyorum. Hatta istemekle de kalmiyor direkt opuyorum... Baska turlu olmuyor valla... Ayrica bakiyorum oyle sahane guzel bebekler filan da degiller ama gozum baska hicbir canli turunu gormuyor... Nasilmis bu is anlamadim...
2- Hamileligim surecinde 3 ayri hamilelik kitabini hatmedip herseyi harfiyen uygulayan ben, dogumumdan beri cocuk gelisimiyle ilgili tek satir okumadim. Vicdan azabi yapmiyor degilim ama kim ne derse bos diyor, herseyin en iyisini ben biliyormusum gibi geliyor. Ayrica ikiz olayi ayri bir olay bence, bu yuzden "bebek uyurken siz de uyuyunuz sevgili anneler" seklindeki tavsiyelere 'oldu canim' diyor gulup geciyorm... Bizim bebeklerden biri uyurken digeri yeni uyaniyor cunku...
3- Ev son haftalarda bosaldi, annemle kalakaldik... Hic hayatimizda boyle bir donem olmamisti diyor, birlikte kadin - kadina gecirdigimiz gunlerin kiymetini biliyoruz. Annem cocuklariyla arkadas olan annelerden olmadi hicbir zaman, bence de iyi etti. Ama 30umdan sonra benimle arkadas olmakta zarar gormuyor olsa gerek, su anda iki iyi arkadas olduk, caylarimizi demliyor, kimselere anlatmadigimiz sirlarimizi paylasiyoruz. Yoruluyorsa da goruyorum ki gonulden candan severek yoruluyor o yuzden ilk kez hayatimda anneme yuk oluyormusum gibi hissetmiyorum...
Ozan uyandi... bize musade
Saturday, December 06, 2008
Ezgi ve Ozan'in tecrubesiz annelerinden ilk duygu ve dusunceler...
33. haftadaymisim en son yazdigimda... az kaldi demisim, sabirsizlanmisim... kendimle vakit gecirmisim sonra, kahve icmeye, iki sayfa kitap okumaya vaktim varmis... sanki seneler onceydi.
Ezgi 2.5, Ozan 2.8 kilo olarak Norah Jones esliginde 18 Kasim tarihinde dogdular... Dogumu bir otel odasinda 3 gun boyunca bekledik, cunku hastane eve cok uzak bizim dogum ise cok yakindi...Burada 38 haftadan iki gun once bile bebekleri sezeryan ile almanin yasak oldugu bir TIP anlayisi var, dolayisiyla yalvar yakar olmama ragmen, nisanimin gelmis olmasina ragmen, degil cocuklari kendimi bile tasiyamayacak kadar agir olmama ragmen cocuklari almadilar. Iyi ki de almamislar... onlar iceride bu uc gun icinde 3 gram bile almis olasalar buna degdi...
Yuzbinlerce sukur ki, kucuk olmalarina ragmen saglikliydilar... Sezeryan, epidural filan pek muhim mevzular degilmis, 20 dakika icinde oldu da bitti hersey... Hatta doktor yaninda bir de stajyer getirmis, herseyi detaylica konusa konusa yaptilar, ben de bizzat kendi dogumumun her turlu ayrintisi konusunda gereksiz yere bilgilendim... Dunya sekeri anestezist Ben ve cekik ebe Alison dogum boyunca fotograflarimizi cekip gozyaslarimi sildiler... Bildigim butun dualari okudum, kardeslerime, tum cocuk isteyenlere, hic tanimadigim, gormedigim insanlara dua ettim. Dua fasli bitince Tunayla konustuk biraz, hersey cok guzel olacak dedik... derken nasil gecti, nasil dogdu yavrular anlamadim...Ertesi gun ayaktaydim, uc gun icinde de evde bir asagi bir yukari kosturuyordum...
Lohusaligin ilk 2 haftasina herseye gerekli gereksiz agladim. Sterilizasyon aletlerinin komplikeligine, dogum yapmama ragmen hala 5 aylik hamile gibi olmama, son iki haftaya kadar olmayan catlaklarima, "bir aslan miyav demis, minik fare kukremis" sarkisina, annesine kotu davranan insanlara, Tuna'nin babalik izninden sonra ise baslamasina, haftalardir alinmayan kaslarima, cocuklarinin once kabiz sonra ishal olmasina...annem, canimin ici annem, beni ne zaman aglar gorse saldi makaralari, o da agladi... bu duruma ben daha da agladim.. "sen boyle herseye aglamazdin" dedi bana bir seferinde ... "evet" dedim... " o zaman baska bir insandim..."
ben gercekten 18 Kasim'dan once baska bir insandim...18 Kasim ise hayatimin en guzel gunuydu. Hani anketlerde filan sorarlar ya; en mutlu oldugunuz an diye... Ben 19 Kasim sabahi odamin penceresinden gunes dogarken bu soruyu cevapladim.
Sonra evimize geldik... bu andan itibaren benim annelik gercegim de baslamis oldu. Sanirim ilk gecemizde sabahin erken bir saatteydi, Tunayla aglayan cocuklarimiza bakip dertlerini anlamaya calisiyorduk.. toplamda belki 1 saat ya uyumus ya uyumamistik ve sinirlerimiz alt ust durumdaydi... bir ara pencereden kulakliklarini takip kosuya cikmis bir kadin gordum... ne kadar da ozgurdu, ne kadar da rahatti... o anda anladim hayatimin bir daha asla eskisi gibi olmayacagini. Asla "sadece kendimi" dusundugum bir anim, arkama bakmadan kapatacagim bir kapim olmayacakti... Bir anda kendimi koseye sikismis hissettim. Itiraf ediyorum, kendimi hic ama hic bu kadar caresiz hissetmedim... Ayni anda akil almaz bir vicdan azabina kapildim, ben ki bu yavrulari belki senelerce bekledim, nasil bu kadar bencil seyler dusunebilirdim... uykusuzluk, gerginlik, bazen ayni anda bazen arka arkaya aglayan iki adet 3 gunluk yavru ve ne yapmam gerektigi konusunda tek bir fikrimin olmamasi beni ne hallere dusurmustu, neredeyse kendimi taniyamadim.
Kisaca demem o ki hicbir kitap, hicbir internet sitesi, hicbir hikaye, hicbir kurs bir insani annelige hazirlayamazmis; anlamis oldum.. anneligin basladigi ilk gece, herseyin sirrinin cozuldugu bir geceymis, hersey iste o anda baslarmis demek... annelik benim su son 17 gunde anladigim kadariyla her turlu seyi ayni anda hissedebildigin, su ana kadar farkinda olmadigin algilarinin acildigi, hic bilmedigin hisleri hissettigin baska bir boyutmus, ve hakkini verebilmek gercekten zormus..
yakinda kendimi toplayip daha da bir anlamli seyler dusunebildigimde Ezgi ve Ozan'li gunlerden haberdar etmeye devam ederim. Bu esnada alt degistirme, emzirme ve gaz cikarma faaliyetlerimiz tum hiziyla devam edecek ve ben iki kuzumla gunesli sabahlarda daha cok sarkilar soyleyecegim umarim... Unutmadan... bir mucize eseri dogumdan 10 gun kadar once yeni evimize tasindik... azmeden dervis turunden bir hikayeydi o da...neyse hepsi geride kaldi.
soranlara, merak edenlere bizden cok sevgiler... herkese mutlu gunler... Allah tum bebekleri ve anne babalari korusun, kollasin dilerim.
Sunday, October 12, 2008
kendimle son 3 saat...
33'uncu haftanin icindeyim... ikizler erken gelir dusuncesiyle herkes eli kulaginda dogurmami beklerken ben devanasi boyutlarima ragmen erken filan dogurmak istemiyorum.... Normal sartlar altinda 2 Aralik gibi bir tarihim varken, doktorum da dahil herkes "uc hafta daha dayan, gerisini dusunme" diyor.... Biz ise Tuna ile her gece itinayla kuzularla konusup "bakmayin siz onlara, 6 haftadan once cikmayacaksiniz siz" diyip ileride kurmayi planladigimiz otoritemizin pratigini yapiyoruz...
Hatta aile arasinda benim erken dogum ihtimalim uzerine ettigimiz geyikler artik oyle boyutlara ulasti ki, abartip babamla iddiaya girdik; 38. haftaya kadar dayanirsam o oglusun "olmazsa olmaz" sunnet merasimlerini halledecek, yok dayanamazsam ben heresey sutliman olur olmaz onlari Ritz'de caya goturecegim... bilmiyorum hangimiz daha karli cikacagiz bu isten ama her Allah'in gunu ilk torunlarin heyecaniyla yanip tutusan anne babayla 1 saat telefonda konusursan konular bu boyutlara geliyor iste... Tuna ise hayretle halimizi uzaktan seyretmekle ve ucuz hatlar icin sukretmekle yetiniyor, konu hakkinda hic yorum yapmiyor!
Bu arada saka maka, kendi kendime gecirdigim son 3 saati yasiyorum su anda... Tuna Dilek anneleri havaalanindan almaya gitti, bizimkiler de 1 haftaya kadar dokulecekler yollara.... Bu demek oluyor ki, yarindan itibaren eglence basliyor... alisverisler, gelenler, gidenler, topluca yenilen yemekler, sonra da hayirlisi ile bebisler... gerisi artik kosturmaca, uykusuzluk, telase, kimbilir daha neler...
firsat bu firsat; ben de bu son uc saati gecirilebilecek en guzel sekilde gecirmek istiyorum... bahceye inecegim, her turlu kafein yasagini gozardi edip kendime bir sutlu kahve yapip maria callas esliginde icecegim... sindire sindire birkac sayfa kitap okuyup, icinde bebek/anne sagligi, cocuk arabasi gibi icerikler olmayan magazinlerden birinin sayfalarini cevirecegim....sonra biraz eski fotograflara bakip nostalji ile karisik icimdeki kucuk kizla vedalasarak cicegi burnunda anne adayi, yepyeni kadin Muge ile tanismak icin hazirlanacagim... kuzularla konusup, onlari simdiden ne cok sevdigimi anlatmaya calisacagim ama daha da ciddi dusuncelere dalmak niyetinde degilim... zira insan hamileligin 3. doneminde olacak ve olmasi muhtemel seyleri dusundukce dogurmaktan vazgecesi ve sonsuza dek hamile olarak yasayip onlari iceride tutarak korumanin yollarini arayasi geliyormus, bunu da son iki haftada anlamis oldum...
bu uc saatin artik bir dakikasini bile kaybetmek istemiyorum... ben bahceye iniyorum...
Wednesday, September 17, 2008
hazirliklar...hazirliklar....
Aylardir beklenen Annelik Iznine cikali 3 hafta oldu... Bu surecin ilk haftasinda sanki hayatimda hic uyumamis gibi uyudum, hic film seyretmemis gibi film seyrettim, hic okumamis gibi kitap okudum ve yedikce yedim... kisaca cok iyi gecti :)
Ikinci haftadan itibaren kafamin icindeki tilkiler birbirlerini kovalarken ben de bir sonraki 4 hafta icinde tasinmamiz gereken ev ile ilgili acentaya, bankaya, avukata gerekli motivasyonu vermeye baslamistim.... Motivasyon derken bunu adamlari her iki gunde bir telefonla taciz edip "bakin ben bi dogurursam hayatta tasinamam, sizin de alacaginiz uc kurusluk komisyon ortada kalir" seklinde tedirgin etmek olarak da algilayabiliriz... bu durumdan kimse memnun kalmadi tabii, ama en azindan ben benim tilkileri biraz sakinlestirmeyi becerebildim... bu esnada 28. hafta kontrollerimize gittik, kuzulari bir kez daha gorduk.. Oglani ilk ultrasondan beri buyuk dayisina benzetiyorum... oyle butun ultrasonlarda agzi acik uyukluyor tosun oglum benim; tipki universite hayati boyunca erken uyanmamak icin 10.00'dan once ders almayan Murat dayisi gibi. Bu sefer de yine ayni pozisyonda uyukluyordu oglan kuzu... cok uslu olacak gorun bakin suraya yaziyorum. Ote yandan kiz kuzunun dudaklarinin da pek bir guzel oldugunu kesfettik bu sefer.... boyle incecik, kibar mi kibar... kizim ne kadar uslu olacak emin degilim ama, maasallah durdugu yerden boyuna posuna bakmadan ne tekmeler atiyor... sevdik ikisini de icimizden, dua ettik yine, Allah ikinizi de korusun dedik. Acaba eve bi ultrason aleti alsak kaca patlar diye dusunmeden edemedik yine her doktor cikisinda oldugu gibi...
Ucuncu haftamda, ki 30. haftaya girmekteydim, artik yavas yavas bir "hastane cantasi" hazirlamam gerektigi konusunda es dost ve aile fertlerinden turlu uyarilar aldim... Eh, hazirlayalim bari dedim, oturup bir liste yaptim... yaptigim listenin ilk uc maddesi, tarak, sampuan ve cd player idi... sanki bu ucu olmazsa hayatta doguramazmisim gibi geldi bana o an.....sonra da dusundum dusundum, baska birsey bulamadim... zaten "hastane cikisi" olarak adlandirdigimiz bu bilmemkac parca kiyafet takimlarini annem getirecekti, onun disinda benden baska herkes habire bizim kuzulara kazak, hirka ormekte, organic pamuktan body'ler almaktaydi, oyleyse benim baska hicbirseye ihtiyacim olamazdi... haa, en kotu ihtimal yoldan giderken de bir paket bez alirdik, kapidan cikmadan da ben cantaya kendim icin bir gecelik atardim, olur biterdi...
derken, iki canimin ici arkadas sagolsun konuya el atti... birisi oturup bana bi liste yapti, digeri de kaptigi gibi en yakin mothercare'e goturdu aklim basima gelsin diye... Aklim basima bir geldi ki sormayin gitsin...simdiki listenin sonu gelmiyor da gelmiyor... biberonlar, sterlize aletleri, banyo setleri, araba koltuklari, gogus pompalari...Hepsinde de tek bir marka olsa neyse, onlarca marka, onlarca cesit... bugun karar verdim, kendimize bir excel spreadsheet yapiyor ve hepsini bir arada gorebilecegimiz ve karar verebilecegimiz bir platform yaratiyorum... yoksa kafayi yememek isten degil...
Ote yandan gece uykulari diye bir luks artik benim icin yok... oyle ki, kafami yastiga koyar koymaz butun sikayetlerim ayni anda tepiyor... restless leg syndrome denilen bir meret var ki ozellikle, yakami birakmiyor. Gece boluk porcuk uyuyunca da gun icinde zombi gibi dolasiyorum etrafta... tek sevindigim sabah uyaninca ise gitmek zorunda olmamak...
butun bunlara ragmen, heyecanliyim, mutluyum...cok huzurlu oldugum soylenemez karakterimin arazlarindan oturu belki, ama en basitinden "acaba niye hareket etmiyorlar?" diye dusundugum her an sanki beni anliyorlarmis gibi icimde pitir pitir oynasip "buradayiz annecigim" diyen bu iki kuzu oldugu surece hayatta onlardan ve tunadan baska hicbirseye ihtiyacim yokmus gibi dusunuyorum...
Ikinci haftadan itibaren kafamin icindeki tilkiler birbirlerini kovalarken ben de bir sonraki 4 hafta icinde tasinmamiz gereken ev ile ilgili acentaya, bankaya, avukata gerekli motivasyonu vermeye baslamistim.... Motivasyon derken bunu adamlari her iki gunde bir telefonla taciz edip "bakin ben bi dogurursam hayatta tasinamam, sizin de alacaginiz uc kurusluk komisyon ortada kalir" seklinde tedirgin etmek olarak da algilayabiliriz... bu durumdan kimse memnun kalmadi tabii, ama en azindan ben benim tilkileri biraz sakinlestirmeyi becerebildim... bu esnada 28. hafta kontrollerimize gittik, kuzulari bir kez daha gorduk.. Oglani ilk ultrasondan beri buyuk dayisina benzetiyorum... oyle butun ultrasonlarda agzi acik uyukluyor tosun oglum benim; tipki universite hayati boyunca erken uyanmamak icin 10.00'dan once ders almayan Murat dayisi gibi. Bu sefer de yine ayni pozisyonda uyukluyordu oglan kuzu... cok uslu olacak gorun bakin suraya yaziyorum. Ote yandan kiz kuzunun dudaklarinin da pek bir guzel oldugunu kesfettik bu sefer.... boyle incecik, kibar mi kibar... kizim ne kadar uslu olacak emin degilim ama, maasallah durdugu yerden boyuna posuna bakmadan ne tekmeler atiyor... sevdik ikisini de icimizden, dua ettik yine, Allah ikinizi de korusun dedik. Acaba eve bi ultrason aleti alsak kaca patlar diye dusunmeden edemedik yine her doktor cikisinda oldugu gibi...
Ucuncu haftamda, ki 30. haftaya girmekteydim, artik yavas yavas bir "hastane cantasi" hazirlamam gerektigi konusunda es dost ve aile fertlerinden turlu uyarilar aldim... Eh, hazirlayalim bari dedim, oturup bir liste yaptim... yaptigim listenin ilk uc maddesi, tarak, sampuan ve cd player idi... sanki bu ucu olmazsa hayatta doguramazmisim gibi geldi bana o an.....sonra da dusundum dusundum, baska birsey bulamadim... zaten "hastane cikisi" olarak adlandirdigimiz bu bilmemkac parca kiyafet takimlarini annem getirecekti, onun disinda benden baska herkes habire bizim kuzulara kazak, hirka ormekte, organic pamuktan body'ler almaktaydi, oyleyse benim baska hicbirseye ihtiyacim olamazdi... haa, en kotu ihtimal yoldan giderken de bir paket bez alirdik, kapidan cikmadan da ben cantaya kendim icin bir gecelik atardim, olur biterdi...
derken, iki canimin ici arkadas sagolsun konuya el atti... birisi oturup bana bi liste yapti, digeri de kaptigi gibi en yakin mothercare'e goturdu aklim basima gelsin diye... Aklim basima bir geldi ki sormayin gitsin...simdiki listenin sonu gelmiyor da gelmiyor... biberonlar, sterlize aletleri, banyo setleri, araba koltuklari, gogus pompalari...Hepsinde de tek bir marka olsa neyse, onlarca marka, onlarca cesit... bugun karar verdim, kendimize bir excel spreadsheet yapiyor ve hepsini bir arada gorebilecegimiz ve karar verebilecegimiz bir platform yaratiyorum... yoksa kafayi yememek isten degil...
Ote yandan gece uykulari diye bir luks artik benim icin yok... oyle ki, kafami yastiga koyar koymaz butun sikayetlerim ayni anda tepiyor... restless leg syndrome denilen bir meret var ki ozellikle, yakami birakmiyor. Gece boluk porcuk uyuyunca da gun icinde zombi gibi dolasiyorum etrafta... tek sevindigim sabah uyaninca ise gitmek zorunda olmamak...
butun bunlara ragmen, heyecanliyim, mutluyum...cok huzurlu oldugum soylenemez karakterimin arazlarindan oturu belki, ama en basitinden "acaba niye hareket etmiyorlar?" diye dusundugum her an sanki beni anliyorlarmis gibi icimde pitir pitir oynasip "buradayiz annecigim" diyen bu iki kuzu oldugu surece hayatta onlardan ve tunadan baska hicbirseye ihtiyacim yokmus gibi dusunuyorum...
Sunday, August 24, 2008

Benim her isim boyledir zaten... her is bir arada olmalidir, kargasa olmalidir, aylar oncesinden dusunmeye baslamaliyimdir, sonra panik olup strese girmeliyimdir, hemen akabinde ben Tuna'yi zamanindan once sorulan gereksiz sorularla, Tuna beni her soruma sukunetle ve kaygisizlikla verdigi "dur bakalim!!" cevaplariyla daha cok sinir etmelidir, sonra ciksin ortaya ajandalar, listeler, uzun dusunmeler, gece yarisi uyanip yapilan hesaplar, vs... vs...
Eh be guzel kardesim (yani ben!) .... Kalmis surada dogumuna nerden baksan 10 - 12 hafta...ne diye durup dururken "biz buraya hayatta sigmayiz" diyip tasinmaya kalkarsin... Neymis, anneler babalar gelince nerede kalacaklarmis... Sana ne!! Sanaa neee!!??!! Sen yatip dogurmana bak, herkes basinin caresine baksin... Artik komsuda mi kalirlar, otelde mi kalirlar... Nedir yani ne kadar zor olabilir?? Hem 1 degil 2 adet yavru yolda... yaptin mi bakiyim en ufak bi hazirlik?? yakin zaman kadar "hastane cikisi" diye birsey duyunca aklina "hastaneden cikarken doldurulan formlar" gelmiyor muydu?? kaldi ki neredeyse 7 aylik oldun, hani bu cocuklarin isimleri? senin su aralar bu tarz "huzurlu" islerle ugrasman gerek miyor muydu??
Ama yook... hastane secimini bile "acaba anneler kantindeki yemegi sever mi" boyutunda sorgulayan, olmadi civardaki "turk damak tadina uygun" lokantalari bir bir not edip kocasina hatirlatan bir insanim ben... bu "herkes rahat olsun" takintisi sanki buyuk marifetmis gibi bana da gecmis... annem de boyleydi, teyzem de boyleydi, ben de de ayni hizda devam.. sonuc da ortada iste!! her hamile insan " bebek odasi" dusunurken ben " anneanne babanne odasi" dusunurum... icinden cikamayinca da boyle son iki ayda ev tasimaya kalkarim...oh olsun bana bu stres, telase..
Simdi son durum su: Bu memlekette mortgage'dir, survey'dir, sudur budur islerinin minimum 28 gun surdugunu dusunup, sonra tasinma telasisyle filan olayi birlestirirsek biz "en en iyi" ihtimalle 7-8 haftada tasinmis olabiliriz... Bu durumda tabii zaten su anda bile 8 aylik gibi gorunen ben artik hangi boyutlarda olurum bilemiyorum :)) tek bildigim sey kuzular icin streslenmem, sakin olmam, dogum oncesi kurs mudur, bebek alisverisi midir, artik ne gerekirse onlari da yapiyor olmam ve de tavsiye uzerine bol bol uyumam gereklidir.... neyse ki Tuna becerikli bir insan, Dilek anneler de her an atlayip gelmeye hazir boylelikle icim rahat...gibi... ?!?
boyleyken boyle...
Monday, August 04, 2008

Anne olma ihtimalimin giderek kuvvetlendigi su son 23 haftada dusunuyorum... Dusundukce baska dusunecek seyler geliyor aklima, bu sefer de iclerinden hangisini daha fazla dusunmem gerektigini dusunuyorum...
Sonra diyorum ki: anladik - bu dusunme ile karisik endise durumlari bende genetik... Geciremeyeceksem belki de mucadele yollarini arayayim. Hani sivri sineklerden kurtaramadigin bir balkonda otururken elindeki ilaclari kollara bacaklara boca edersin ya gelip de issirmasinlar ha bire diye - o sekil iste. Var midir acaba gereksiz dusunceler gelip issirmasin diye kafaya surulecek bir ilac?
Halbuki istiyorum ki, soyle Mamma Mia'daki gibi bir anne olayim. Boyle kocaman bir jipim olsun, guzel sesim olsun, devamli sarki soyleyerek dans ederek buyuteyim cocuklarimi... Alisveris listelerim, ajandam olmasin, cantamin icinden dusunduklerimi kacirmadan yazmak icin kalem cikmadiginda sinir krizi gecirmeyeyim... Sonra "kasim gibi dogursam, Ocak'ta spora baslasam, Nisan gibi dadi/bakici sorunsalina care bulsam, Ekim gibi ise geri donsem" seklinde ultra gereksiz planlar yapmasam...
Hatta oldu olacak, mumkunse deniz kenarinda olsak... Yavrularin altinda non-bio deterjanlarla yikanmis pamuklu camasirlar yerine mayo olsa, hadi deyince atlayip denize girebilmeleri icin. Ben ise asla onlar hadi deyince atlayip denize girdiklerinde endise etmesem... "Bak bak oglan gozden kayboldu, nerede bu sipa" deyip arkasindan aglamakli bakmasam, 30kusur yasinda koskoca adam Tuna bile azicik uzaklassa arkasindan baktigim gibi... Hatta sahilden denizin icindeki cocuklarina "Ahmeeeett, Ayseeee acilmayin bakiyiim o kadar donun cabuk bak aksam babaniza soylerim" seklinde bagiran kadinlardan hicc olmasammm..Brrrr...
Yapamiyorum, mumkun degil beceremiyorum...
Halbuki tadini cikartmak istiyorum... Yavas yavas hazirlanmak, herseyi zamani geldiginde dusunmek, onceden hicbirseye endise etmek istemiyorum...
Ama sanirim bir kadinin anne olmasi demek, hayatinin geri kalan kisminda hep endise edecegi, dert edecegi, dusunecegi birseylerinin olmasi demek. Tek bir insan olmak hamile kalmakla birlikte tarih oldu sanirim benim icin de... bunu kabullenmem gerek.
Yine de birkac neseli sarki ogrenmenin zamani geldi de geciyor artik...
1 Eylul'de bir senelik annelik iznime ayriliyorum... O tarihten itibaren cok daha fazla yazmak ve daha az dusunmek umidiyle..
Saturday, June 21, 2008
bizden
Insan hamile kalmadan nelere heves ediyor, neler planliyorsa hamile kalir kalmaz hepsinin yerini kocaman bir yorgunluk aliyor sanirim. Son 4 ayimin her aksami 9.30 itibariyle uyuklamaya baslayarak gecti. Haftasonlari gun icinde iki saatten uzun evde kalinca yenilgiye ugramis gibi hisseden biz, sayemde aylardir evle butunlestik. Ben evin uzanilip uyunabilecek her metrekaresinde uyumus durumdayim su ana kadar, Tuna da halinden pek sikayetci degil. Belki de ihtiyacimiz vardi diyoruz, iyi geldi bu donem bize.
Ote yandan sabirsiz, takatsiz, enerjisiz bir insan oldum ciktim. Iste nasil idare ediyorum, ya da nasil insanlar beni idare ediyorlar hala anlamis degilim, nitekim evde bir cadi kesiliyorum. Allah da benden aldigi enerji ve sabri Tunaya vermis gibi son gunlerde, tahtalara vuralim, adam adam degil koca bir melek.. Bu kadar anlayisi haketmiyorum diyip vicdan azabi yapasim var arada, ama ona bile takatim yok inanir misiniz? Gecen gun en son ayni anda iki ayri gereksiz nedenden ortaligi birbirine katmama ragmen hala karsimda guler yuzlu, iyilik timsali bir insan gorunce artik verdigim rahatsizliktan dolayi ozur dilemek zorunda kaldim, ve tekrar anlayisla karsilandim. Ben yapamazdim sahsen, tebrik ediyor basarilarinin devamini diliyorum.
Kuzularla iletisimimize de devam ediyoruz. Ben hareketlerini hissettigimi dusunsem de Tuna "yok yok, senin miden gurulduyordur" diyip hevesimi kursagimda birakiyor... Kendisi hissedemiyor ya, kiskaniyor diyorum, ama yine de emin olamiyorum! Birisi bana sunu daha net bi aciklasa... Boyle pit pit icinde kucuk balonlar patliyor gibi mi oluyor bu hareket dedikleri?
Ultrasound verilerine gore kiz olanin kafasi ile erkek olanin ayaklari yanyana duruyormus... Erkek olan tekme attikca kizin kafasina kafasina indiriyor diye endise ediyorum, yapma evladim diyorum, umarim dinliyordur...
Bir de isim mevzusu var. Annem 7 aydan once isim dusunmeyi yasakladi, tedbiri ve vehimi elden birakmayalim dusuncesiyle. Ancak gecen gunlerde Tuna bir adet zimba almaya gidip 25 dakikayi iki zimba arasinda karar vermekte harcayinca belki de biz bir istisna yapip simdiden dusunmeye baslasak iyi olur diye dusunduk.... bazi konularda yavasiz sanirim :)
Son olarak da dua ediyorum... dua ediyorum ve yine dua ediyorum... bi de arada bir geceleri yatmadan sut iciyorum... Elimden de baska birsey gelmiyor... Isten erken cikmayi da basarabilsem kendimle gurur duyacagim, artik bu da yeni bir hedef olsun...
Haberler boyle... cok daha icerikli konulardan yazacaktim ama ben bi enerjimi toplayip geri gelene kadar bu da bizden kisa bir guncelleme olsun dedim ...
Ote yandan sabirsiz, takatsiz, enerjisiz bir insan oldum ciktim. Iste nasil idare ediyorum, ya da nasil insanlar beni idare ediyorlar hala anlamis degilim, nitekim evde bir cadi kesiliyorum. Allah da benden aldigi enerji ve sabri Tunaya vermis gibi son gunlerde, tahtalara vuralim, adam adam degil koca bir melek.. Bu kadar anlayisi haketmiyorum diyip vicdan azabi yapasim var arada, ama ona bile takatim yok inanir misiniz? Gecen gun en son ayni anda iki ayri gereksiz nedenden ortaligi birbirine katmama ragmen hala karsimda guler yuzlu, iyilik timsali bir insan gorunce artik verdigim rahatsizliktan dolayi ozur dilemek zorunda kaldim, ve tekrar anlayisla karsilandim. Ben yapamazdim sahsen, tebrik ediyor basarilarinin devamini diliyorum.
Kuzularla iletisimimize de devam ediyoruz. Ben hareketlerini hissettigimi dusunsem de Tuna "yok yok, senin miden gurulduyordur" diyip hevesimi kursagimda birakiyor... Kendisi hissedemiyor ya, kiskaniyor diyorum, ama yine de emin olamiyorum! Birisi bana sunu daha net bi aciklasa... Boyle pit pit icinde kucuk balonlar patliyor gibi mi oluyor bu hareket dedikleri?
Ultrasound verilerine gore kiz olanin kafasi ile erkek olanin ayaklari yanyana duruyormus... Erkek olan tekme attikca kizin kafasina kafasina indiriyor diye endise ediyorum, yapma evladim diyorum, umarim dinliyordur...
Bir de isim mevzusu var. Annem 7 aydan once isim dusunmeyi yasakladi, tedbiri ve vehimi elden birakmayalim dusuncesiyle. Ancak gecen gunlerde Tuna bir adet zimba almaya gidip 25 dakikayi iki zimba arasinda karar vermekte harcayinca belki de biz bir istisna yapip simdiden dusunmeye baslasak iyi olur diye dusunduk.... bazi konularda yavasiz sanirim :)
Son olarak da dua ediyorum... dua ediyorum ve yine dua ediyorum... bi de arada bir geceleri yatmadan sut iciyorum... Elimden de baska birsey gelmiyor... Isten erken cikmayi da basarabilsem kendimle gurur duyacagim, artik bu da yeni bir hedef olsun...
Haberler boyle... cok daha icerikli konulardan yazacaktim ama ben bi enerjimi toplayip geri gelene kadar bu da bizden kisa bir guncelleme olsun dedim ...
Sunday, May 18, 2008
Halbuki guzel seyler oyle kolaylikla olmazdi bana... cok ugrasmali, hayal kirikliklari, umutsuzluklar yasamaliydim ... pes edip yeniden baslamali, kendime kizmali, Tuna'ya kizmali, kadere kizmali, sonra nasil yapmali ama bir yol bulup herseyi zorla ite kaka, tekrar yoluna koymaliydim...
Diyorum ya, hersey boyle bir seferde hem de iki kati guzellikte olmazdi bana... taa ki siz meleklerim, omuzlarima konana kadar... siz geldiniz, kondunuz hayatlarimiza... hersey duruldu birden, hayat sanki bambaska bir sekil aldi... daha onceki hicbir kaygi, hicbir uzuntunun anlami kalmadi...
dagarcigimdaki hicbir kelime tam olarak ne hissettigimi ifade edemiyor... korkuyorum, seviniyorum, inanamiyorum, biraz daha seviniyorum, hayal ediyorum, umutlaniyorum, sonra daha cok seviniyorum, sonra heyecan, endise, biraz daha sevinme...boylelikle tum hisler kendi siralarinda hizla, bazen da ayni anda kalbimden beynimden geciyor ve ben hicbir sekilde onlara hakim olamiyorum. yine de ofiste kosturup tum olanlari unutmusken tuvalete yolum dusuyor, gobegimi gorup hala basima gelenlere inanamiyorum... ne yapacagimi bilemiyorum.
tek bildigim sizin dunyanin en uslu iki melegi oldugunuz... oyle uslusunuz ki, iki tane olmaniza ragmen bir gun olsun annenize tek bir zorluk cikartmadiniz... ne sabah halsizligi, ne mide bulantisi, hicbirini yasamadim sayenizde, kosa kosa ise gittim her sabah, yolda ucumuz konusa konusa, tesekkur ettim size hep, siz bu kadar akilli oldunuz diye...
bir de en bastan beri sozumu dinlediniz, birbirinize sahip ciktiniz... ben hep dedim size, bizde herkes kardesini sever, korur, kollar, hic birakmaz, siz de birbirinize sahip cikin diye... hani ufaklik, sen biraz daha kucuktun ya ilk baslarda kardesinden... iste kardesin de senin elinden tuttu, hicbir yere gondermedi... "gel kardesim, gitme, bu insanlar iyiye benziyor, birlikte buyuyelim" dedi... yediklerimin cogunu sana verdi, sen daha iyi beslen diye... sonra bak ne guzel, simdi ikiniz de hala orada ve ayni boydasiniz... iyi anlasiyor musunuz aranizda bilmem ama bir yol bulacaksiniz artik cikana kadar, bir sure idare ediverin icerisi azicik sikisk olsa da...
devamli konusuyoruz sizle aksamlari...babanizla sarki soyluyoruz size arada... gitmeyin diyoruz, bizi hic birakmayin diyoruz... ben bildigim butun dualari okuyorum devamli, babaniza da bilmediklerini ezberletiyoruz - ileride lazim olur... sanki simdiden aile olduk, siz hep vardiniz, bizimleydiniz sanki... halbuki sadece 3 ay bitmis, ve daha ne cok var...
boyle iste kuzularim... ne desem az size... ne yazsam, ne kadar sukretsem az...en iyisi biz kendi aramizda konusmaya devam edelim... daha yolumuz uzun sayilir.
Diyorum ya, hersey boyle bir seferde hem de iki kati guzellikte olmazdi bana... taa ki siz meleklerim, omuzlarima konana kadar... siz geldiniz, kondunuz hayatlarimiza... hersey duruldu birden, hayat sanki bambaska bir sekil aldi... daha onceki hicbir kaygi, hicbir uzuntunun anlami kalmadi...
dagarcigimdaki hicbir kelime tam olarak ne hissettigimi ifade edemiyor... korkuyorum, seviniyorum, inanamiyorum, biraz daha seviniyorum, hayal ediyorum, umutlaniyorum, sonra daha cok seviniyorum, sonra heyecan, endise, biraz daha sevinme...boylelikle tum hisler kendi siralarinda hizla, bazen da ayni anda kalbimden beynimden geciyor ve ben hicbir sekilde onlara hakim olamiyorum. yine de ofiste kosturup tum olanlari unutmusken tuvalete yolum dusuyor, gobegimi gorup hala basima gelenlere inanamiyorum... ne yapacagimi bilemiyorum.
tek bildigim sizin dunyanin en uslu iki melegi oldugunuz... oyle uslusunuz ki, iki tane olmaniza ragmen bir gun olsun annenize tek bir zorluk cikartmadiniz... ne sabah halsizligi, ne mide bulantisi, hicbirini yasamadim sayenizde, kosa kosa ise gittim her sabah, yolda ucumuz konusa konusa, tesekkur ettim size hep, siz bu kadar akilli oldunuz diye...
bir de en bastan beri sozumu dinlediniz, birbirinize sahip ciktiniz... ben hep dedim size, bizde herkes kardesini sever, korur, kollar, hic birakmaz, siz de birbirinize sahip cikin diye... hani ufaklik, sen biraz daha kucuktun ya ilk baslarda kardesinden... iste kardesin de senin elinden tuttu, hicbir yere gondermedi... "gel kardesim, gitme, bu insanlar iyiye benziyor, birlikte buyuyelim" dedi... yediklerimin cogunu sana verdi, sen daha iyi beslen diye... sonra bak ne guzel, simdi ikiniz de hala orada ve ayni boydasiniz... iyi anlasiyor musunuz aranizda bilmem ama bir yol bulacaksiniz artik cikana kadar, bir sure idare ediverin icerisi azicik sikisk olsa da...
devamli konusuyoruz sizle aksamlari...babanizla sarki soyluyoruz size arada... gitmeyin diyoruz, bizi hic birakmayin diyoruz... ben bildigim butun dualari okuyorum devamli, babaniza da bilmediklerini ezberletiyoruz - ileride lazim olur... sanki simdiden aile olduk, siz hep vardiniz, bizimleydiniz sanki... halbuki sadece 3 ay bitmis, ve daha ne cok var...
boyle iste kuzularim... ne desem az size... ne yazsam, ne kadar sukretsem az...en iyisi biz kendi aramizda konusmaya devam edelim... daha yolumuz uzun sayilir.
Wednesday, March 19, 2008
SONG OF THE MONTH
I'm sticking with you
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
You held up a stage coach in the rain
And I'm doing the same
Saw you're hanging from a tree
And I made believe it was me
I'm sticking with you
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
People going to the stratosphere
Soldiers fighting with the cong?
But with you by my side I can do anything
When we swing
We hang past right or wrong
I'll do anything for you
Anything you want me too
I'll do anything for you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
http://www.youtube.com/watch?v=hmTe27hirog&feature=related
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
You held up a stage coach in the rain
And I'm doing the same
Saw you're hanging from a tree
And I made believe it was me
I'm sticking with you
'Cos I'm made out of glue
Anything that you might do
I'm gonna do too
People going to the stratosphere
Soldiers fighting with the cong?
But with you by my side I can do anything
When we swing
We hang past right or wrong
I'll do anything for you
Anything you want me too
I'll do anything for you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
Oohoh I'm sticking with you
http://www.youtube.com/watch?v=hmTe27hirog&feature=related
Sunday, February 24, 2008

beklemek zamanin insanlara yaslanmaktan sonraki en buyuk kotulugu olsa gerek... beklemek ve yaslanmak arasinda kararsiz bir dogumgunu olarak gecti kayitlara bugun bende... gundemde baska mevzular oldugundan 30 yas bunalimina fazla vakit ayiramadim. Uzun homurdanmalar ve soylenmelerin ardindan gunun sonunda 30 yas bunalimini da bir 20li yaslar simarikligi olarak gormeye baslamam, gercekten artik buyuyup koca kadin oldugumun bir isaretiydi sanirim... Ayrica tanistigimizdan beri Tuna ilk kez ayni "onlu yillarda" oldugumuzu kesfettik bugun, baglarimiz daha da bir kuvvetlendi. Ote yandan ne zamandir soyle hasmetlice bir kutlama hayal ederken, en sevdigim evde, en sevdiklerimle, onlar cin yemegi yer, ben bakarken :) sicak cayim, balonlarimla kivrilmis otururken icimde havalarda ucusan hersey birden yerine yerlesti yeniden, kisa sureli kapsam disindaki ben kendime geri geldim, hayat birkac saat oncesinin aksine soyle daha bir kolay gorundu gozume...
Alternatifini dusunursen, yaslanmak yine de iyidir diye bir ozlu soz okumustum bir yerlerde... 30 yilimi aldi 30 yasina girme ihtimalimi kabullenmek, bundan sonrasi daha kolay gececek umarim.
bol masajli, rahat ve huzurlu bir yil diliyorum kendime... bir baska sey daha diliyorum ama bu konuda son soz elbette ki ve her zamanki gibi Allah'in...bekliyorum...
Alternatifini dusunursen, yaslanmak yine de iyidir diye bir ozlu soz okumustum bir yerlerde... 30 yilimi aldi 30 yasina girme ihtimalimi kabullenmek, bundan sonrasi daha kolay gececek umarim.
bol masajli, rahat ve huzurlu bir yil diliyorum kendime... bir baska sey daha diliyorum ama bu konuda son soz elbette ki ve her zamanki gibi Allah'in...bekliyorum...
Thursday, February 21, 2008
hava durumu

daha 6 bile olmamis saat halbuki, ariyorum, adam kalmamis memleketteki hicbir bankada... nefes nefese acti telefonu kursat bey, " kar bastirdi muge hanim, herkes servislere kostu hadi ben de cikiyorum, yarin da konusur muyuz bilmem hava boyle giderse!" dedi.... o servisine ben kafamin icinde gizli huzurlu bir yere kosarak uzaklastik birbirimizden.... ah, canim kar, guzel kar... ne kadar da uzun olmustu ben soyle lapa lapa yagan bir kar gormeyeli... once bir soylenme efekti: nasil bir memlekette yasiyoruz anlamadim ki?? kisin kara, yazin gunese hasret...uzun zamandir havalari kritik etmeyi unutmustum baska seyleri kritik etmekten, iyi hatirlattin kursat bey, bak tekrar dondum kafami havaya kaldirip burun kivirma sendromuma..
ama guzel olmaz miydi simdi.... soyle bir kar yagsa, oyle cok yagsa ki disari bakinca gozlerimi alsa... sokaklar, caddeler kapansa, hicbirimiz kapidan disari adimini atamasa! Cocuklar bagira cagira okula, buyukler de gizlice sessizce ise gidemiyoruz diye havalara ucsa... Bunun ustune caylar koyulsa, soyle uzun bir kahvalti baslasa en tembelinden... babam diyorum mesela, hani o karli sabahta kirdigi gibi yumurta kirsa sari sahanina.. ardindan tum yapilmis planlar aksasa, mecburiyetten..telefonlar acilsa, "yaa maalesef, hava malum" dense kapanasa... kollar bacaklar hala sicak olan pijamalarin, ayaklar terliklerin icine giriverse yeniden, tam da bunye kapidan cikmaya hazirken... Su evi de isitamadik bi turlu dese evin annesi, kombiyi iki derece daha arttirsa... Allah'in, bu kadar calismis yorulmus kullarina mukafat olarak verdigi belesten bir gun olsa... biz heder olmus insanciklar soyle azicik kendimizi toplayip, hayatlarimizin bataryalarimizi doldurana kadar su kar bir yagsa, bir daha hic kalkmasa...
diyor, hemen ardindan turkiyedeki son hava sartlari yuzunden uzunyayla civarinda bir otobusun icinde 40 saat mahsur kalmis kardesimi de anmadan gecemiyorum... bu kar kis hep de boyle guzel gelmiyor bazen ya, neyse bana hayali yeter zaten..
ama guzel olmaz miydi simdi.... soyle bir kar yagsa, oyle cok yagsa ki disari bakinca gozlerimi alsa... sokaklar, caddeler kapansa, hicbirimiz kapidan disari adimini atamasa! Cocuklar bagira cagira okula, buyukler de gizlice sessizce ise gidemiyoruz diye havalara ucsa... Bunun ustune caylar koyulsa, soyle uzun bir kahvalti baslasa en tembelinden... babam diyorum mesela, hani o karli sabahta kirdigi gibi yumurta kirsa sari sahanina.. ardindan tum yapilmis planlar aksasa, mecburiyetten..telefonlar acilsa, "yaa maalesef, hava malum" dense kapanasa... kollar bacaklar hala sicak olan pijamalarin, ayaklar terliklerin icine giriverse yeniden, tam da bunye kapidan cikmaya hazirken... Su evi de isitamadik bi turlu dese evin annesi, kombiyi iki derece daha arttirsa... Allah'in, bu kadar calismis yorulmus kullarina mukafat olarak verdigi belesten bir gun olsa... biz heder olmus insanciklar soyle azicik kendimizi toplayip, hayatlarimizin bataryalarimizi doldurana kadar su kar bir yagsa, bir daha hic kalkmasa...
diyor, hemen ardindan turkiyedeki son hava sartlari yuzunden uzunyayla civarinda bir otobusun icinde 40 saat mahsur kalmis kardesimi de anmadan gecemiyorum... bu kar kis hep de boyle guzel gelmiyor bazen ya, neyse bana hayali yeter zaten..
Sunday, December 09, 2007

yaban sobelemis beni, cok heyecanlandim ...blog hayatimin ilk sobesi...
denizlere dalar gibi daldim icime kendimle ilgili 7 gercegi dusunmeye koyuldum... insan kendiyle ilgili saptamalar yaparken ne kadar da ciddilesiyor birden. Halbuki zaman zaman baska insanlarin bizi kendimizin tanidigindan daha iyi tanidigini dusunurum ben. Size de garip gelmez mi, hergun yuzunuzu aynada gormenize, tum huylarinizin, davranislarinizin eksiksiz farkinda olmaniza, ellerinizi, yuzunuzu, butun bedeninizi avcunuzun ici kadar bilmenize ragmen, tek bir mimiginizi bile butun gun karsinizda oturan is arkadasiniz gibi bilmenize imkan yoktur mesela.. cunku tum gun sizi goren karsinizdakidir... dusunceliyken kaslarinizi mi kaldirirsiniz, dudaklarinizi mi kemirirsiniz o bilir... birsey icerken, email yazarken, hizli hizli konusurken bakislariniz nasildir o bilir... ya da esiniz, sevgiliniz... sizinle ilgili sizin goremeyeceginiz seyleri gorur, farkedemeyeciklerinizi bilir ve belki de sizi bunlar icin sevmektedir... bir insanin kendiyle ilgili bu tarz kucuk gerceklerden yoksun olmasi aslinda ne buyuk bir eksiklik.
oyleyse kucuk gercekleri bi kenara birakip buyuk gerceklerden bahsedelim biz de... ben kimim nereye gidiyorum, varolusumun amaci turu sorgulamalari hizla geride biraktigim su yillarda kendimle ilgili pek cok gercegin dogruluklarindan artik tamamen eminim, bazilarini da halen kontrol etmekteyim:
iste emin olduklarim:
1- deadline insaniyim... (su kelimenin birebir turkcesini bulan kisinin gelip bizzat gozlerinden opecegim) Yaptigim her iste ne zaman ne yapiyor olacagimi bilmeliyim yoksa gozume uyku girmez... bi de tarihlere takmisligim vardir... mesela bir konuda bir karara varmissam su gune kadar uygulamam gerekir... en sevdigim soru "ne zaman" dir... kontrol mekanizmamin gerektiginden cok calistigini soylemisti zamaninda birisi, ve degistirmem icin de cok yardimci olmaya calismisti ama bence dogrusu bu - yoksa insan kayboluyor. Ya da dis etkenlere gore ilerlemek bazen insani yavaslatiyor. Kendi ivmeni katmalisin bence her ise ve azicik ucundan durtmelisin hayati ki ilerlesin.
2- kendime cok kolay acirim, cok kolay umitsizlige kapilirim ama sonunda yukarida bahsettigim kurtlanma durumu ve plan programlama azmimle ustunden gelemeyecegim dert olmadigina kendimi ikna ederim...bir de herseyin sonuna "hayirlisi olsun", " saglik olsun" filan gibi bir temenni koyarim niyeyse, cok eski usul olsa da kendimi tutamam..
3- yakin bir arkadasim bir gun hararetle ona bir derdimi anlatirken cok "drama queen" oldugumu soylemisti... o gun bu gundur ne zaman birine derdimi anlatsam sanki vakitlerini aliyormusum gibi hissederim.. yine de bazilarinin yaninda cenem durmaz..
3- bazen "iyi insan" olmayi mecburiyet olarak goruyorum ve insanlar beni sevsin diye iyi olmaya calistigimi dusunuyorum - yoksa zaten oyle oldugumdan filan degil... Zaman zaman kotu, cok ama cok kotu olmak istiyorum ama kimse artik beni sevmez diye cesaret edemiyorum.
5- hayatim boyunca hep karizmatik ve cok dolu bir insan olmak istedim, boyle hafif gizemli, kendine cok guvenen ve cok basarili... su ana kadar basarbilmis degilim.
6- 24-28 yas arasi hayatimda en cok istedigim sey anne olmakti... Ne is, ne kariyer, ne gelecegim hicbirsey umurumda degildi...simdi sadece artik anne olmam gerektigini dusunuyorum ama baska seyler daha cok umurumda.. gercekten biyolojik saat diye birsey var anlasilan ama bu sefer de hirs yaptim (bkz: madde 1 ve 2)! hadi bakalim...
7- erken evlendigimi dusunuyorum... tuna'yi bir odaya kilitleyip 5 sene daha bekar kalmaliydim halbuki...
bitti bile... 7 oldu iste, benle ilgili 7 gercek...insan dusununce aklina neler geliyor... simdi de benim birilerini sobelemem gerekiyor degil mi?? ne yapsam ki? dusuneyim...
Subscribe to:
Posts (Atom)